Sırbistan’ın Paranoyası Kendi Yurttaşlarını Vuruyor

Sırbistan’ın Paranoyası Kendi Yurttaşlarını Vuruyor: Casusluk Masalı ve Kadın Hakları İhlali

Sırp devlet mekanizmasının kronikleşen güvenlik paranoyası ve komşularına yönelik bitmeyen tehdit algısı, bu kez kendi yurttaşlarını hedef aldı. Sırbistan Güvenlik ve Enformasyon Ajansı (BIA), Arnavutluk ve Kosova istihbarat birimlerine bilgi sağladıkları şüphesiyle Vranje ve Jagodina’da iki kadını gözaltına aldı. Sırp makamlarının iddiasına göre kadınların BIA mensupları ve faaliyetleri hakkında bilgi aktardıkları öne sürülüyor.

Ancak ortaya çıkan görüntüler ve operasyonun uygulanış biçimi, olayın yalnızca bir “casusluk soruşturması” olarak görülmesini imkânsız hale getiriyor. İki kadının elleri arkadan kelepçelenerek, başları bastırılarak götürülmesi, Sırp güvenlik mekanizmasının kendi yurttaşlarına yönelik yaklaşımı konusunda ciddi soru işaretleri doğuruyor.

Üstelik burada söz konusu olan iki silahlı örgüt mensubu ya da savaş bölgesinde yakalanmış kişiler değil. Biri Jagodina’da yaşayan 50 yaşındaki bir kadın, diğeri ise Gilan’a bağlı Şilovo’dan 46 yaşındaki bir kadın. Sırp makamları ise onları Arnavutluk ve Kosova’nın istihbarat yapılarına bilgi aktarmakla suçluyor.

Jagodina’da Ne Aranıyor?

Ortaya atılan iddia ayrıca kamuoyunun cevaplaması gereken başka bir soruyu da beraberinde getiriyor:

Jagodina’da yaşayan 50 yaşındaki bir kadın neden Sırbistan’ın güvenlik mekanizması açısından bu ölçüde önemli bir “casusluk” şüphesinin merkezine yerleştiriliyor?

Vranje ve Jagodina, Sırbistan’ın Belgrad merkezli siyasi ve diplomatik karar mekanizmasının bulunduğu yerler değil. Buna rağmen BIA, savcılık ve polis birimleri ortak bir operasyon düzenleyerek iki kadını hedef alıyor. N. P.’nin Jagodina’daki adresinde mahkeme kararıyla arama yapıldığı ve bazı elektronik cihazlara el konulduğu da Sırp makamlarınca açıklandı.

Elbette bir istihbarat faaliyetinin mutlaka başkentte gerçekleşmesi gerekmez. Ancak ortada ciddi bir casusluk iddiası varsa, kamuoyunun doğal olarak sorması gereken soru şudur:

Bu iki kadının Sırbistan’ın güvenliğine yönelik somut faaliyeti neydi?

Şu ana kadar kamuoyuna açıklanan bilgiler, iki kadının gerçekten casusluk faaliyeti yürüttüğünü kanıtlayan mahkeme kararı değil, Sırp güvenlik makamlarının soruşturma kapsamındaki suçlamalarıdır. Dolayısıyla bu iddiaların yargı sürecinde somut delillerle ortaya konulması gerekir.

Sırbistan’ın Eski Alışkanlığı

Bu olayın asıl dikkat çekici tarafı ise yalnızca iki kadının gözaltına alınması değil, Sırbistan’ın güvenlik politikalarının geçmişten bugüne taşıdığı yöntem tartışmasıdır.

1990’lı yıllarda Sırp güvenlik güçlerinin Kosova ve Sandžak’ta özellikle Arnavutlar ve Boşnaklar üzerinde keyfi gözaltı ve tutuklama uyguladığı uluslararası insan hakları raporlarına girmiştir. Dönemin ABD Dışişleri raporları, Sandžak Müslümanları ile Kosovalı Arnavutların abartılı veya uydurma suçlamalarla hedef alındığını, polis tarafından keyfi biçimde gözaltına alındıklarını ve bazı kişilerin çatışmayla bağlantılı suçlamalarla aylarca tutulduğunu belgeliyor.

1999’da ise Kosova’dan Sırbistan’ın kuzeyindeki cezaevlerine nakledilen binlerce kişinin durumu uluslararası kurumların gündemine girdi. BM kayıtlarında Sırp makamlarının 2.071 tutuklunun bulunduğu bir liste yayımladığı, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin binlerce tutukluyu ziyaret ettiği ve bazı kişilerin hangi hukuki gerekçeyle tutulduklarının dahi açıklanmadığı belirtiliyordu. Geçtiğimiz hafta Kosova’lı gazeteci Fadil Pushkolli Kosova’dan Makedonya’ya giriş yaparken Sırbistan’ın çıkardığı uydurma interpol bülteni sebebiyle gözaltına alınmış, kamuoyunun gösterdiği tepki sonucu kısa süre sonra serbest bırakılmıştı.

Yani bugün ortaya çıkan tablo, Balkanlar’ın yakın tarihinden tamamen kopuk bir olay değildir.

Sırbistan’ın güvenlik mekanizmasının, özellikle Kosova, Arnavutluk ve Boşnaklarla bağlantılı kişiler söz konusu olduğunda “güvenlik”, “casusluk”, “devletin bütünlüğü” veya “savaş dönemi bağlantısı” gibi gerekçeler üzerinden kişileri uzun süre gözaltında tutmasının tarihsel bir arka planı bulunmaktadır. Dönemin raporlarında Sandžak Müslümanlarının ve Kosovalı Arnavutların yalnızca kimlikleri ve siyasi bağlantıları nedeniyle güvenlik baskısına maruz kaldıkları da kayıt altına alınmıştır.

Transit Geçen Boşnak ve Kosova Vatandaşları da Hedef Oldu

Bu nedenle bugün Sırbistan’dan transit geçen Boşnak veya Kosova vatandaşlarının, özellikle savaş yıllarındaki faaliyetlerle ilişkilendirildikleri şüphesi üzerinden gözaltına alınması konusundaki endişeler de geçmişten bağımsız değerlendirilemez.

1990’lı yıllarda Sırp makamlarının Kosova savaşıyla bağlantılı suçlamalar kapsamında çok sayıda kişiyi gözaltında tuttuğu, Sandžak Müslümanlarının da güvenlik soruşturmalarının hedefi olduğu uluslararası raporlarda açıkça yer alıyor. Hatta Sırp makamlarının 1998 sonunda Kosova çatışmasıyla bağlantılı 771 kişinin gözaltında bulunduğunu açıkladığı belgelenmiştir.

Dolayısıyla mesele yalnızca “birkaç kişinin gözaltına alınması” değildir.

Mesele, devletin güvenlik paranoyasının bireysel hak ve özgürlüklerin önüne geçip geçmediğidir.

Kadınlar Neden Kafaları Bastırılarak Götürülüyor?

Bugünkü olayda en çarpıcı görüntü ise iki kadının güvenlik güçleri tarafından elleri arkadan kelepçelenerek ve başları bastırılarak götürülmesidir.

Bir devlet, kendi yurttaşlarını casuslukla suçlayabilir. Bunun için hukuk sistemi içerisinde soruşturma yürütebilir, delil toplayabilir ve mahkemeye başvurabilir.

Ancak daha soruşturmanın başında iki kadının kamuoyuna bu şekilde servis edilen görüntülerle götürülmesi, insan onuru, ölçülülük, kadınların güvenliği ve devlet gücünün kullanılması bakımından ciddi bir tartışma yaratmaktadır.

Burada kadınların suçlu olup olmadığı kadar önemli başka bir mesele daha vardır:

Bir devlet, kendi yurttaşına karşı güvenlik gücünü ne ölçüde kullanabilir?

Ve daha da önemlisi:

Sırbistan’ın güvenlik mekanizması neden sürekli olarak Arnavutluk, Kosova, Boşnaklar ve savaş dönemi bağlantıları üzerinden yeni “düşmanlar” üretmek zorunda kalıyor?

Casusluk İddiası mı, Güvenlik Paranoyası mı?

Arnavutluk’un veya Kosova’nın Sırbistan’a yönelik toprak iddiası bulunmadığı bir ortamda, Sırbistan’ın kendi toprakları içerisinde yaşayan veya hareket eden sıradan insanları sürekli olarak “Arnavut casusu”, “Kosova bağlantısı” veya “güvenlik tehdidi” çerçevesinde değerlendirmesi, bölgedeki kronik güvenlik paranoyasının devam ettiğini düşündürüyor.

Bu iki kadının Sırbistan’a karşı herhangi bir toprak talebinde bulunduğuna, silahlı bir faaliyet yürüttüğüne veya Sırbistan’ın toprak bütünlüğüne yönelik bir eylem gerçekleştirdiğine ilişkin kamuoyuna açıklanmış somut bir bilgi bulunmuyor.

Buna rağmen biri Vranje’de, diğeri Jagodina’da gözaltına alınıyor; ardından elleri arkadan kelepçelenmiş ve başları bastırılmış halde götürülüyor.

İşte asıl sorun burada başlıyor.

Sırbistan’ın kendi yurttaşlarını hedef alan bu güvenlik anlayışı, yalnızca iki kadının meselesi değildir. Balkanlar’da savaşların üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ insanların kimlikleri, geçmişleri, seyahatleri ve bağlantıları üzerinden güvenlik tehdidi olarak görülmesinin bir göstergesidir.

Bir devletin güvenliği, kendi vatandaşlarını korkutarak sağlanamaz.

Casusluk iddiası varsa delil ortaya konulmalıdır. Suç varsa mahkeme karar vermelidir. Ancak devletin elindeki güvenlik gücü, özellikle kadınlara karşı aşağılayıcı ve orantısız bir görüntü oluşturacak şekilde kullanılmamalıdır.

Sırbistan’ın geçmişindeki keyfi gözaltılar ve savaş dönemi uygulamaları düşünüldüğünde, bugün yaşananların “sıradan bir polis operasyonu” olarak geçiştirilmesi de mümkün değildir.

Çünkü Balkanlar’da insanlar bu görüntüleri ilk kez görmüyor.

Dün Boşnaklar, Kosova vatandaşları ve Arnavutlar “güvenlik tehdidi” gerekçesiyle gözaltına alınıyordu. Bugün aynı güvenlik anlayışının Sırbistan’ın kendi yurttaşlarına kadar uzanması, devlet mekanizmasının geçmişten ne kadar ders çıkardığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

Sırbistan’ın gerçekten hukuka ve insan haklarına bağlı bir devlet olduğunu göstermek istiyorsa, bunun yolu yeni “casusluk hikâyeleri” üretmekten değil, suçlamaların somut delillerle ortaya konulmasından ve herkesin — etnik kökeni, vatandaşlığı, cinsiyeti veya geçmişi ne olursa olsun — insan onuruna uygun muamele görmesinden geçiyor.

arnavuthaber

Admin

www.arnavuthaber.com Türkiye Arnavutlarına Yönelik Bağımsız İmece İnternet Yayınıdır

İlgili Haberler

BALKANLAR’A OKUL VAR, EKRAN NEDEN YOK?

Balkan halkının kendi diliyle Türkiye’yi doğrudan anlatacak güçlü bir kamu yayıncılığı neden hâlâ yok?

Daha fazla oku

Başkonsolos Zeka’dan Astes’e ziyaret: Kosova diasporasının Türkiye’deki başarı hikâyesi

Vizita e Konsullit të Përgjithshëm Zeka te Astes: Historia e suksesit të diasporës së Kosovës në Turqi

Daha fazla oku