
İki Uçlu Emperyalizm ve Hafıza Kırılması: Avrasyacı Rusya Severlerin Tarihsel ve Ahlaki Sefaleti
Giriş: Büyük Oyun’un Kör Noktası
Türkiye’deki jeopolitik tartışmaların en büyük çıkmazı, entelektüel ve siyasi hafızanın dönemsel ideolojilere kurban edilmesidir. Özellikle kendilerini “ulusalcı” veya “anti-emperyalist” olarak tanımlayan, ancak pratik yaklaşımlarında katı birer Avrasyacı ve Rusofil haline gelen çevreler, küresel güç mücadelesini tek boyutlu bir Amerikan karşıtlığına indirgemiştir. Bu indirgemeci mantık, Batı’nın sömürgeci geçmişini ve bugünkü emperyalist müdahalelerini haklı olarak eleştirirken; madalyonun diğer yüzünde duran, üç asırdır Türk ve İslam dünyasının demografik, kültürel ve fiziksel varlığını haritadan silmeye çalışan Rus emperyalizmini bir “kurtarıcı” veya “stratejik ortak” olarak konumlandırma garabetine düşmektedir.
Oysa tarih ne laboratuvar ortamında yazılır ne de Ankara’nın bürokratik koridorlarında üretilen masa başı teorilerine boyun eğer. Batı dünyası ile sömürgecilik, Çanakkale, Kurtuluş Savaşı ve Akdeniz ekseninde doğrudan, açık ve cephe savaşları verilirken; bu coğrafyanın asıl büyük insani dramı, demografik kırılması ve soykırım boyutundaki kitlesel yok oluşu, Kuzey’den gelen Rus (“Moskof”) yayılmacılığı ve onun organize ettiği taşeron çeteler eliyle gerçekleştirilmiştir. Bu gerçekleri halı altına süpürerek yapılan her analiz, sadece tarihsel bir cehalet değil, aynı zamanda ecdadın hatırasına ve dökülen kana karşı açık bir ahlaki hafıza kaybıdır.
1 Kuzeyden Gelen Kabus: Üç Asırlık Rus Yayılmacılığı ve Coğrafi Yıkım
Rus çarlığının sıcak denizlere inme ve emperyal bir imparatorluk kurma ülküsü, 18. yüzyıldan itibaren Türk-İslam coğrafyasının en büyük varoluşsal tehdidi haline gelmiştir. Bu süreç, sadece sınırların değiştiği askeri muharebelerden ibaret değildir; doğrudan Türk, Kafkas ve Arnavut gibi bölge halklarının topyekûn tasfiyesini hedefleyen organize bir devlet aklının ürünüdür.
“`
RUS EMPERYALİZMİNİN KANLI COĞRAFYASI
│
┌─────────────────────────┼─────────────────────────┐
▼ ▼ ▼
KAFKASYA KIRIM BALKANLAR
(1864 Büyük Sürgünü) (1783 İşgali ve (93 Harbi, Balkan
Çerkes, Çeçen, Dağıstan Stalin’in Dehşet Savaşları, Sırp/
halklarının tasfiyesi. Vagonları) Bulgar Katliamları)
“`
Kafkasya’nın Çoraklaştırılması ve 1864 Soykırımı
Çarlık Rusyası, Kafkasya’yı ele geçirmek için asırlarca süren kanlı bir işgal stratejisi yürüttü. Şeyh Şamil’in destansı direnişinin kırılmasının ardından, 1864 yılında insanlık tarihinin gördüğü en büyük trajedilerden biri yaşandı. Çerkesler, Çeçenler, Abhazlar ve Dağıstanlı halklar, Rus generallerinin “dağlıları topraklarından söküp atın” emirleriyle Karadeniz limanlarına sürüldü. Yüz binlerce insan açlıktan, hastalıktan ve derme çatma gemilerin batmasıyla Karadeniz’in karanlık sularında can verdi. Kafkasya, Rusya’nın sömürgeleşme politikasının bedelini demografik bir soykırımla ödedi.
Kırım’ın Hafızasızlaştırılması
1783’te Kırım’ın Çarlık tarafından ilhak edilmesiyle başlayan süreç, Türk yurtlarının en köklülerinden birinin sistemli olarak Ruslaştırılması operasyonuydu. Baskı ve katliamlarla başlayan göç dalgaları, 18. ve 19. yüzyıl boyunca sürdü. Bu vahşetin zirve noktası ise Sovyet (Komünist) Rusya döneminde, 18 Mayıs 1944’te Stalin eliyle gerçekleştirildi. Bir gecede, hayvan vagonlarına istiflenen yüz binlerce Kırım Tatarı Sibirya ve Orta Asya çöllerine sürüldü. Nüfusun neredeyse yarısı yollarda ve sürgün kamplarında hayatını kaybetti. Aynı akıbeti Ahıska Türkleri, Çeçenler ve İnguşlar da yaşadı. Sovyet rejimi, Çarlığın bıraktığı emperyal vahşet mirasını daha sistematik ve ideolojik bir aygıtla zirveye taşıdı.
Doğu Anadolu ve Ermeni Çetelerinin Lojistik Üssü
I. Dünya Savaşı ve öncesindeki 19. yüzyıl Rus-Türk savaşlarında (özellikle 93 Harbi), Çarlık orduları Doğu Anadolu’ya her girdiğinde arkasında büyük bir yıkım bıraktı. Rusya, bölgedeki Ermeni nüfusu kışkırtarak, onları kendi ordusunun öncü birlikleri ve milis kuvvetleri haline getirdi. Rus ordusunun silahlandırdığı, lojistik sağladığı ve koruduğu Taşnak ve Hınçak gibi Ermeni çeteleri, Van, Erzurum, Bitlis ve Muş’ta yerel sivil halka karşı kitlesel katliamlar uyguladı. Türk ordusu cephede Rus düzenli birlikleriyle savaşırken, arkadaki sivil nüfus Rus güdümlü çeteler tarafından adeta kırımdan geçirildi.
2 Balkanlar’ın Kan Gölüne Çevrilmesi ve Taşeron Milliyetçilikler
Rusya’nın “Panslavizm” ideolojisi, Balkanlar’daki barış iklimini dinamitleyen en büyük fitil olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun adil yönetim modeli altında asırlarca kendi dilleri, dinleri ve kültürleriyle korunan Balkan halkları, Moskova’nın kışkırtmaları, parası ve silahıyla birer katliam makinesine dönüştürülmüştür.
Bulgar ve Sırp Çetelerinin Hamiliği
93 Harbi (1877-1878) esnasında Rus ordularının önünde ilerleyen Bulgar komitacıları, tarihin kaydettiği en vahşi sivil katliamlardan birini gerçekleştirdi. Yüz binlerce Türk ve Müslüman katledildi, milyonlarcası İstanbul ve Anadolu yollarına döküldü. Rusya, kendi eliyle kurdurduğu komitacı örgütleri ve Sırp milliyetçilerini Osmanlı’yı içeriden çökertmek için birer koçbaşı olarak kullandı. Balkan Savaşları’nda yaşanan ve asırlık Türk/Müslüman varlığını Balkanlar’dan neredeyse tamamen silen o büyük “Sökün” (Büyük Göç), Rusya’nın diplomasi ve silah masasında yazdığı senaryonun eseriydi.
90’ların Vahşeti: Bosna ve Kosova’da Rus Parmağı
Komünizmin yıkılışının ardından Rus emperyalizminin Balkanlar’daki refleksleri hiç değişmedi. 1990’larda Bosna’da yaşanan soykırımda ve Kosova’da Arnavut halkına karşı uygulanan etnik temizlikte, Sırp kasaplarının arkasındaki en büyük diplomatik, askeri ve istihbarat desteği yine Moskova’dan geldi.
Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) gibi, halkının namusunu, canını ve toprağını Sırp barbarlığına karşı korumak için silaha sarılan meşru direniş hareketlerini “terör örgütü” olarak yaftalamak; toplu mezarları, tecavüz kamplarını ve trenlere doldurularak sürgün edilen milyonlarca Arnavut’un acısını görmezden gelmektir. Rus aklı, dün Balkanlar’da neyi savunuyorsa, bugün de aynı Sırp milliyetçiliğinin ve yayılmacılığının hamiliğini yapmaya devam etmektedir.
3 Cephe Savaşı ile İçeriden Çökertilme Arasındaki Stratejik Fark
Türkiye tarihsel olarak Batı dünyasıyla (İngiltere, Fransa, İtalya vb.) her zaman büyük çıkar çatışmaları yaşamış ve cephede karşı karşıya gelmiştir. Çanakkale’de, Kutul Amare’de ve İstiklal Harbi’nde Batı emperyalizmine karşı verilen mücadele, Türk milletinin şerefli tarihidir. Ancak Batı ile yapılan bu savaşlar, askeri stratejilerle yönetilen, sınır hatlarında cereyan eden ve nihayetinde bir devlet nizamıyla (Lozan gibi) masada sonlanan düzenli cephe savaşlarıydı.
Buna karşın Rusya’nın yöntemi çok daha sinsi, yıkıcı ve doğrudan soyu kurutmaya yöneliktir:
> Stratejik Tespit: Batı ile cephede savaşılırken; Rusya, hedef aldığı coğrafyalardaki unsurları (Ermeni, Sırp, Bulgar çetelerini) içeriden kışkırtarak sivil, savunmasız halkı hedef alan bir iç imha savaşı yürütmüştür. Cephedeki asker çarpışırken, geride kalan kadınlar, çocuklar ve yaşlılar Rus güdümlü çetelerin satırları altında can vermiştir. Biz cephede Batı’yı durdurmayı başardık; ancak Kuzey’den gelen o vahşi dalga ve taşeronları yüzünden Balkanlar, Kırım, Kafkasya ve Doğu Anadolu’da soyumuz kelimenin tam anlamıyla fiziken kırıldı, yok edildi.
>
4 Ulusalcı Rusofillerin İkiyüzlülüğü ve İdeolojik Körlük
Bugün Türkiye’deki bazı “ulusalcı” ve “Avrasyacı” akademisyenlerin, stratejistlerin ve siyasetçilerin düştüğü durum, tam bir entelektüel sefalet ve ahlaki ikiyüzlülüktür. Kendilerine anti-emperyalist süsü veren bu çevrelerin maskesi, konu Rusya olduğunda anında düşmektedir.
| Batı Söz Konusu Olduğunda (Doğru Refleks) | Rusya Söz Konusu Olduğunda (İkiyüzlü Refleks) |
|—|—|
| Emperyalizme, işgallere ve sömürgeciliğe karşı yüksek sesle tepki gösterilir. | Çarlığın ve Sovyetlerin katliamları “tarihsel zorunluluk” olarak meşrulaştırılır. |
| Batı’nın bölgedeki terör örgütlerine (PKK/YPG vb.) verdiği destek haklı olarak lanetlenir. | Rusya’nın PKK’yı resmi olarak terör örgütü kabul etmemesi, Moskova’daki ofisleri görmezden gelinir. |
| Halkların bağımsızlık ve hürriyet mücadelelerine destek verilir. | Kosova’nın, Ukrayna’nın veya Kafkas halklarının direnişi “NATO oyunu” diye yaftalanır. |
Bu zihniyet, sırf Batı düşmanlığı üzerinden gözü kör olduğu için, elinde milyonlarca Türk, Kafkas ve Arnavut’un kanı bulunan Rusya’yı bir “sevgi pıtırcığı” veya “anti-emperyalist kutup” gibi pazarlamaktadır. Kosova’da sivil halk katledilirken Sırp ordusunu haklı gören, UÇK’ya “terörist” diyen, Kırım’ın bugünkü işgaline alkış tutan bir “ulusalcılık”, Türk milletinin milli çıkarlarına değil, doğrudan Moskova’nın neo-çarlık/neo-sovyet yayılmacılık stratejisine hizmet etmektedir. Bu, kendi soyunun uğradığı kırımın failine aşık olmak, yani entelektüel bir mankurtlaşma örneğidir.
Sonuç: Hafıza, Coğrafyadır; Hafıza, Gelecektir
Hiçbir güç, ne Batı’nın sömürgeci ve ikiyüzlü politikasını ne de Rusya’nın üç yüz yıldır bu coğrafyada uyguladığı vahşi soykırım ve asimilasyon tarihini unutturamaz. Emperyalizmin doğusu, batısı, sağcısı veya solcusu olmaz. Bir emperyalist odağa karşı çıkarken, diğerinin kapı kulu haline gelmek bağımsız bir devlet aklıyla bağdaşmaz.
Sencer İmer, Banu Avar vb. ve onların temsil ettiği katı Avrasyacı ekol, Ankara’nın konforlu salonlarında büyük oyun teorileri yazarken, Balkanlar’ın dağlarında, Kırım’ın düzlüklerinde, Kafkasya’nın uçurumlarında toprağa gömülen yüz binlerce şehidin ve sürgün yollarında can veren ecdadın ahını unutmaya çalışmaktadır. Ancak bilinmelidir ki; hafızasını kaybeden toplumlar, coğrafyalarını da kaybederler. Gerçek anti-emperyalizm; Batı’nın dayatmalarına dik durduğu gibi, Kuzey’deki Moskof emperyalizmine ve onun taşeronlarının zulmüne de aynı tavizsiz öfkeyle karşı koymayı gerektirir.
Arnavut Haber Özel Analiz
#arnavuhaber #avrasya #ulusalcılar











































