PEKİ, NASIL BİR TOPLUM İSTİYORUZ?

PEKİ, NASIL BİR TOPLUM İSTİYORUZ?

İlk beş yazıda bazı sorular sorduk.

Sesimizi sorguladık.
Temsiliyeti sorguladık.
Önderlik anlayışını sorguladık.
Dernekçiliği sorguladık.
Ve sonunda dönüp kendimize sorduk:

Bizim de sorumluluğumuz yok mu?

Şimdi ise daha önemli bir sorunun zamanı geldi:

Peki, nasıl bir toplum istiyoruz?

Sadece eleştiren mi?

Birbirini izleyen ama birbirine destek olmayan mı?

Her seçim döneminde hatırlanan, sonra unutulan mı?

Yoksa birbirinin başarısından rahatsız olmayan, aksine onu kendi başarısı gören; gençlerinin önünü açan, iş insanlarını destekleyen, kültürünü yaşatan ve geleceğini birlikte kuran bir toplum mu?

Biz ikincisini istiyoruz.

Çünkü toplum olmak, aynı kökten gelmekten çok daha fazlasıdır.

Toplum olmak; aynı mesele karşısında ortak bir irade ortaya koyabilmektir.

Bir gencimiz bir başarı elde ettiğinde “Bizden biri” diyebilmek…

Bir iş insanımız büyüdüğünde onun önünü kesmek yerine destek olabilmek…

Bir derneğimiz güzel bir iş yaptığında “Bu bizim kazancımız” diyebilmek…

Bir başkasının fikri bizim fikrimiz değil diye onu düşmanlaştırmamak…

Ve en önemlisi, kişileri değil davayı ve ortak geleceği merkeze koyabilmek.

Bugün belki de en büyük ihtiyacımız yeni bir makam, yeni bir tabela veya yeni bir dernek değildir.

Yeni bir anlayıştır.

Birbirimizi tüketmek yerine birbirimizi büyütmek.

Kişisel hesapların yerine ortak menfaati koymak.

Protokol fotoğraflarının yerine gerçek çalışmalar koymak.

Gençleri sadece etkinliklerde sandalye dolduran insanlar olarak değil, geleceğin yöneticileri ve fikir insanları olarak görmek.

Kadınların, gençlerin, akademisyenlerin, iş insanlarının, sanatçıların ve toplumun farklı kesimlerinin aynı masada söz sahibi olmasını sağlamak.

Çünkü güçlü bir toplum, birkaç kişinin çabasıyla kurulmaz.

Güçlü toplum, birbirine güvenen insanların ortak emeğiyle kurulur.

Biz artık “Kim başkan olacak?” sorusundan daha fazlasını konuşmalıyız.

“Ne üreteceğiz?”

“Gençlerimize ne bırakacağız?”

“Ekonomik olarak nasıl güçleneceğiz?”

“Kültürümüzü nasıl yaşatacağız?”

“Türkiye’de ve Balkanlar’da nasıl daha güçlü bir ses olacağız?”

“Birbirimiz için ne yapacağız?”

Sorularımız bunlar olmalı.

Çünkü mesele bir koltuğu kimin doldurduğu değil.

O koltuğun toplum için ne ürettiğidir.

Belki de artık birbirimize rakip olmayı bırakıp birbirimizin eksiğini tamamlamanın zamanı geldi.

Dernekler dernek olarak görevini yapsın.

Medya, toplumun sesi olsun.

İş insanları ekonomik gücünü toplumsal faydaya dönüştürsün.

Gençler sadece izleyen değil, karar veren olsun.

Ve toplum da bütün bunları sadece seyretmesin.

Sahip çıksın.

Çünkü değişim yalnızca yöneticilerden beklenirse hiçbir şey değişmez.

Değişim, toplumun talebiyle başlar.

Biz nasıl bir toplum istiyorsak, onu birlikte inşa etmek zorundayız.

Artık mesele kimin haklı olduğu değil.

Mesele, birlikte ne inşa edebileceğimizdir.

Ve belki de serinin bundan sonraki en önemli sorusu tam olarak burada başlıyor:

Peki, bu değişimi kim başlatacak?

arnavuthaber

Admin

www.arnavuthaber.com Türkiye Arnavutlarına Yönelik Bağımsız İmece İnternet Yayınıdır

İlgili Haberler

DEĞİŞİMİ KİM BAŞLATACAK?

Birilerinin gelip bizim için değiştirmesini mi bekleyeceğiz?

Daha fazla oku

İbrahim Selamet “Kardeşlik Köprüsü” Konferansıyla Sevenleriyle Buluşuyor

İbrahim Selamet, Sakaryalı kitapseverler ve Balkan sevdalılarıyla bir araya geliyor.

Daha fazla oku