
TÜRKİYE’DE ARNAVUT DİASPORASI 3. BÖLÜM
BALKANLARIN FIRTINASI İSTANBUL’A ULAŞIYOR: ARNAVUTLARIN YENİ TARİHSEL DÖNEMİ. 1908’DEN CUMHURİYET’E: SİYASİ KIRILMALAR, GÖÇLER VE DAYANIŞMANIN DOĞUŞU
Yazar: Fatmir Türkkan
İkinci bölümde 1878’den 1908’e uzanan süreçte İstanbul’un Arnavut aydınlanmasının en önemli merkezlerinden biri haline gelişini, Şemseddin Sami’nin kültürel mirasını ve oğlu Ali Sami Yen’in Türk spor tarihindeki yerini ele aldık. Ancak 1908’den sonra İstanbul’daki Arnavut topluluklarının önündeki tarih artık yalnızca kültür ve edebiyat üzerinden şekillenmeyecekti.
II. Meşrutiyet’in ilanıyla birlikte Osmanlı siyasi hayatında yeni bir dönem başladı. Farklı toplulukların siyasal ve kültürel taleplerini daha açık biçimde ifade edebildikleri bu ortam, Arnavut aydınları açısından da yeni bir hareketlilik yarattı. Ancak Balkanlarda yükselen milliyetçilik, imparatorluğun siyasi dengelerini giderek daha fazla zorlamaya başladı.
Arnavutların yaşadığı bölgelerde siyasi taleplerin güçlenmesi, İstanbul’daki Arnavut çevrelerinin de gündemini değiştirdi. Dil ve kültür konusundaki çalışmaların yanında, siyasi gelecek, eğitim, örgütlenme ve toplumsal dayanışma meseleleri daha fazla tartışılmaya başlandı.
1912 yılına gelindiğinde Balkanlar artık eski siyasi düzenin korunamayacağı bir döneme girmişti. Balkan Savaşları, yalnızca devletlerin sınırlarını değiştirmedi; milyonlarca insanın yer değiştirmesine, ailelerin parçalanmasına ve yeni göç dalgalarının ortaya çıkmasına neden oldu. Arnavut toplulukları da bu büyük tarihsel hareketlilikten doğrudan etkilendi.
1912’de Arnavutluk’un bağımsızlığını ilan etmesi, Arnavut tarihi açısından yeni bir devletin doğuşuydu. Ancak Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerinde yaşayan Arnavutlar için bu gelişmenin anlamı tek değildi. Kimi aileler yeni kurulan Arnavutluk ile bağlarını güçlendirirken, kimi topluluklar yaşadıkları ülkelerde hayatlarını sürdürmeye devam etti.
İstanbul da bu tarihsel değişimin önemli merkezlerinden biri olarak kaldı. Osmanlı başkentindeki Arnavut nüfusun bir bölümü yeni siyasi şartlara göre konumlanırken, bir bölümü ise aile, ticaret, eğitim ve kültürel ilişkiler üzerinden İstanbul’daki yaşamını sürdürdü.
Birinci Dünya Savaşı ve ardından Osmanlı Devleti’nin dağılması ise bu süreci daha da karmaşık hale getirdi. İmparatorluk döneminde farklı coğrafyaları birbirine bağlayan siyasi yapı ortadan kalkarken, insanlar artık yeni devletlerin sınırları içerisinde yaşamaya başladı.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuyla birlikte İstanbul’daki Arnavut topluluklarının hayatında da yeni bir dönem başladı. Artık Osmanlı’nın çok uluslu yapısı geride kalmış, yeni Cumhuriyet vatandaşlık temelinde şekillenen farklı bir toplumsal düzen kurmuştu.
Ancak kültürel hafıza ortadan kalkmadı.
Aileler geçmişlerini korudu. Eski dostluklar sürdü. Hemşehrilik bağları yeni koşullara uyum sağladı. İstanbul’da yaşayan Arnavut kökenli insanlar, bir yandan Cumhuriyet toplumunun bütünlüğü içerisinde hayatlarını sürdürürken, diğer yandan kültürel bağlarını ve dayanışma ilişkilerini korumaya devam etti.
İstanbul’daki kültürel ve entelektüel hareket zamanla yalnızca dil ve edebiyat çalışmalarıyla sınırlı kalmadı. Toplumsal dayanışma da örgütlenmenin önemli unsurlarından biri haline geldi.
Türkiye’de Arnavut topluluklarının tarihini araştırırken karşımıza çıkan önemli yapılardan biri “Türk-Arnavut Kardeşliği Yardımlaşma Derneği”dir.
Bu derneğin varlığı, Arnavut topluluklarının Türkiye’de yalnızca bireysel ilişkiler üzerinden değil, kurumsal dayanışma anlayışıyla da hareket ettiğini gösteren tarihsel izlerden biridir.
Burada tarihsel belgeler açısından önemli bir ayrıntı karşımıza çıkıyor. 1959 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanaklarında derneğin adının önüne “TÜRK” ibaresinin kullanılma kararı verilmesi ve başkanı olarak Muhtar Remo adının geçmesi, Cumhuriyet döneminde Arnavut toplulukları arasındaki örgütlenmenin izlerini takip edebilmemiz açısından dikkat çekici bir kayıt niteliği taşıyor.
Bu ayrıntı özellikle önemlidir.
Çünkü diaspora tarihi yalnızca göç tarihinden ibaret değildir.
Diaspora; örgüt, dayanışma, hafıza ve kurumsal süreklilik demektir.
1959 kaydı bize, Arnavut topluluklarının örgütlenme arayışının Cumhuriyet döneminde de devam ettiğini gösteren önemli bir belge sunuyor.
Fakat burada tarihsel araştırmanın daha dikkatli yürütülmesi gerekiyor. Bir derneğin belirli bir tarihte faaliyet göstermesi ile kuruluş tarihi, kurucuları ve bütün yönetim kadrosunun aynı tarihe ait olduğu sonucuna doğrudan varılamaz. Bu nedenle Türk-Arnavut Kardeşliği Yardımlaşma Derneği’nin kuruluş süreci, kurucu isimleri, başkanları ve sonraki dönemlerdeki faaliyetleri ayrı ayrı belgeler üzerinden değerlendirilmelidir.
Ve tam burada, İstanbul’daki Arnavut topluluklarının tarihini yalnızca isimler ve tarihler üzerinden değil, geride bıraktıkları kurumlar üzerinden okumamız gerektiği ortaya çıkıyor.
Bir cemiyet nasıl doğar?
Kimler aynı masa etrafında buluşur?
Hangi ihtiyaç, insanları bireysel dayanışmadan kurumsal bir yapıya taşır?
Ve yıllar sonra bir Meclis tutanağında adı geçen o kurumun arkasında kimlerin emeği vardır?
Tarih bazen büyük olayları değil, bir kurumun kayıtlara geçen tek bir cümlesini takip ettiğinizde konuşmaya başlar.
Fatmir TÜRKKAN
Gazeteci | Köşe Yazarı | İç Mimar























































