
TOKİ’DEN EV KİRALAMAK İÇİN EVLENECEĞİM BAYAN ARIYORUM
Evet, yanlış okumadınız.
Başlık ironik.
Ama yaşadığım gerçeklik hiç de ironik değil.
59 yaşımın son günlerindeyim.
Dul bir insanım.
Emekli dahi olamayan bir gazeteciyim.
Yıllardır kirada oturuyorum.
Düzenli bir emekli maaşım yok.
Gelirim düşük.
Üstelik İstanbul’a sonradan gelmiş biri de değilim.
İstanbul’da doğdum.
İstanbul’da büyüdüm.
Fatih ilçesi benim doğduğum, büyüdüğüm, hayatımın büyük bölümünü geçirdiğim yerdir.
Şimdi devlet, İstanbul’un dar gelirli vatandaşlarına piyasa koşullarının altında kiralık sosyal konut sunacağını açıklıyor.
İnsan olarak elbette seviniyorum.
Ama sonra şartlara bakıyorum.
Ve kendime şu soruyu sormadan edemiyorum:
Ben neden bu sosyal konutlardan yararlanamıyorum?
Gelirim düşük.
Üzerime kayıtlı evim yok.
Yıllardır kiracıyım.
İstanbul’da doğmuşum.
İstanbul’da büyümüşüm.
Bu kentte onlarca yıl yaşamışım.
Ama evli değilim.
İşte bütün mesele burada düğümleniyor.
Çünkü açıklanan başvuru şartlarında evlilik şartı var.
65 yaşını dolduranlar için bu şart kaldırılıyor.
Ben ise henüz 65 yaşında değilim.
O zaman şimdi sormak zorundayım:
TOKİ’den ev kiralayabilmem için bu yaştan sonra evlenmem mi gerekiyor?
Eğer gerekiyorsa, devletin sosyal konut politikasının bana verdiği mesaj nedir?
“Evlen, sonra gel.”
Gerçekten böyle bir sosyal politika olabilir mi?
Daha tüyü terlememiş 18 yaşındaki bir genç evlensin, sırf sosyal konut kriterini karşılasın; 59 yaşındaki, doğma büyüme İstanbullu, yıllardır kirada yaşayan, geliri düşük, üzerine evi bulunmayan bir vatandaş ise medeni hali nedeniyle kapının dışında kalsın.
Bunu Türk milletine dayatmak reva mıdır?
Bu soruyu sormadan geçemem.
Çünkü burada tartıştığımız şey sıradan bir kira sözleşmesi değildir.
Burada kamu kaynağıyla oluşturulan sosyal konut politikasından söz ediyoruz.
İlk etapta 1.071 konut için başvuru alınacak.
İstanbul genelinde hedef 15 bin kiralık sosyal konut.
Kira bedelleri piyasa koşullarının altında tutulacak.
Yani devlet, vatandaşına açıkça “barınma yükünü hafifletmek istiyorum” diyor.
Peki o zaman neden gerçekten barınma sorunu yaşayan bazı vatandaşları daha başvuru aşamasında dışarıda bırakıyor?
İşte benim itirazım tam olarak budur.
Ben yeni vatandaş olmuş bir insanın hakkına karşı değilim.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmuş herkesin hukuk karşısında vatandaşlık statüsünün sağladığı haklardan yararlanması gerektiğini savunuyorum.
Ancak sosyal konut gibi sınırlı bir kamu kaynağı dağıtılırken ihtiyaç ölçütünün daha akılcı, daha adil ve daha insani belirlenmesini istiyorum.
Düşünün.
Bir insan İstanbul’a bir yıl önce gelmiş olabilir.
Vatandaşlığı da yeni olabilir.
Diğer şartları taşıyorsa başvurabilir.
Bunda hukuken sorun olmayabilir.
Ama 40, 50, hatta 60 yıldır İstanbul’da yaşayan insanın da bu şehirle kurduğu hayat bağının hiçbir ilave ağırlığının olmaması neden?
Bir yıllık ikamet neden yalnızca başvuru için yeterli bir eşik olmakla kalıyor?
Neden hak sahipliği aşamasında uzun yıllardır İstanbul’da yaşayan vatandaşlara kademeli bir öncelik verilmiyor?
Neden 1 yıl İstanbul’da yaşayan ile 40 yıl İstanbul’da yaşayan aynı kura havuzunda hiçbir farklılık olmaksızın değerlendiriliyor?
Burada kimseye ayrıcalık istemiyorum.
Hakkaniyet istiyorum.
Kimsenin hakkının yenmesini istemiyorum.
Ama benim hakkımın da yalnızca medeni durumum nedeniyle yok sayılmasını kabul etmek zorunda değilim.
Anayasa’nın 10. maddesi eşitlik ilkesini güvence altına alıyor.
Anayasa’nın 57. maddesi ise devlete konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alma görevi yüklüyor.
Elbette Anayasa’da “her vatandaş istediği sosyal konutu kiralama hakkına sahiptir” diye doğrudan bir hüküm bulunmuyor.
Bunu söylemek hukuken doğru olmaz.
Fakat sosyal devletin de bir mantığı vardır.
Devlet bir sosyal politika oluşturuyorsa, bu politikanın gerçekten sosyal ihtiyaca ulaşması gerekir.
İşte benim itirazım tam burada.
Barınma ihtiyacını evlilik cüzdanına bağlamak hangi sosyal devlet anlayışının ürünüdür?
Bir insanın kirasını ödeyebilmesi için evlenmesi neden gerekli olsun?
Bir insanın yalnız yaşaması, onun barınma ihtiyacını ortadan mı kaldırıyor?
Dul olmak neden dezavantaj?
Boşanmış olmak neden dezavantaj?
Dul bir bekâr olmak neden dezavantaj?
59 yaşında yalnız yaşayan dar gelirli bir vatandaşın, 65 yaşına kadar sosyal konut sisteminin dışında bırakılmasının sosyal gerekçesi nedir?
Daha önemlisi…
Bu kriter hangi gerçek toplumsal ihtiyaca cevap veriyor?
Eğer amaç aileleri desteklemekse, bunun ayrıca bir sosyal politika aracı olması anlaşılabilir.
Ama amaç dar gelirli vatandaşın barınma sorununu çözmek ise medeni durumun bu kadar belirleyici hale getirilmesi ciddi biçimde sorgulanmalıdır.
Çünkü İstanbul artık başka bir şehir.
Kiralar milyonlarca insanı zorluyor.
Emekliler zorlanıyor.
Tek başına yaşayanlar zorlanıyor.
Boşanmış vatandaşlar zorlanıyor.
Eşini kaybedenler zorlanıyor.
Düşük gelirli çalışanlar zorlanıyor.
Ve bütün bu insanların hayatını tek bir kalıba sokmak mümkün değil.
Sosyal devlet, insanları kalıba sokmaz.
İnsanın gerçek ihtiyacını görür.
Benim önümde şimdi gerçekten trajikomik bir tablo var.
TOKİ’den uygun kiralı bir ev istiyorum.
Ama şartlardan birine takılıyorum.
Evli değilim.
O halde ne yapayım?
Bu yaştan sonra ilan mı vereyim?
“59 yaşındayım, İstanbul’da doğdum büyüdüm, yıllardır kiracıyım, emekli maaşım yok, gelirim düşük. TOKİ’den ev kiralayabilmek için evleneceğim bayan arıyorum.”
İşte başlığımızın ironisi tam da buradan çıkıyor.
Ama bu ironinin altında çok ciddi bir toplumsal gerçek yatıyor.
Devlet vatandaşını ev sahibi veya kiracı yaparken, medeni durumuna göre mi değerlendirmeli; yoksa gerçek barınma ihtiyacına göre mi?
Ben ikinci seçeneği savunuyorum.
Üstelik çözüm de çok zor değil.
Evli olma şartı yeniden değerlendirilir.
Yalnız yaşayan, dul veya boşanmış dar gelirli vatandaşlar için ayrı bir kategori oluşturulur.
Yaş, gelir, mevcut kira yükü, üzerine kayıtlı konut bulunup bulunmaması ve sosyal kırılganlık birlikte değerlendirilir.
İstanbul’da uzun yıllardır yaşayan vatandaşlara, objektif ve ölçülebilir bir puanlama sistemiyle ilave öncelik verilebilir.
Böylece kimsenin vatandaşlığı sorgulanmaz.
Kimsenin hakkı elinden alınmaz.
Ama kamu kaynağının gerçek ihtiyaç sahiplerine daha adil biçimde ulaşması sağlanır.
Çünkü mesele benim şahsi meselem değildir.
Ben sadece bu sistemin önüne konulan aynayım.
Bugün benim yaşadığım sorun yarın 55 yaşındaki başka bir vatandaşın, 60 yaşındaki başka bir kiracının, eşini kaybetmiş başka bir insanın karşısına çıkabilir.
Ve o zaman herkes aynı soruyu soracaktır:
Sosyal konut gerçekten sosyal adalet için mi yapılıyor, yoksa sosyal adalet kâğıt üzerindeki şartlara mı hapsediliyor?
Ben 59 yaşındayım.
İstanbul’da doğdum.
İstanbul’da büyüdüm.
Yıllardır kirada yaşıyorum.
Üzerime kayıtlı evim yok.
Düşük gelirliyim.
Emekli maaşım yok.
Ve devletin açıkladığı sosyal konut projesine bakıyorum.
Sonra kendi kendime gülüyorum.
Çünkü anlaşılan o ki TOKİ’den ev kiralayabilmek için önce evlenmem gerekiyor.
İşte sosyal adaletin geldiği nokta buysa, benim sorum çok basit:
Ben ev değil, önce bir nikâh şahidi mi aramalıyım?
Fatmir TÜRKKAN
Gazeteci | Köşe Yazarı | İç Mimar























































