
TÜRKİYE’DE ARNAVUT DİASPORA TARİHİ 4. BÖLÜM
CEMİYETTEN DERNEKLEŞMEYE: İSİMLERİYLE, TARİHLERİYLE BİR DAYANIŞMA TARİHİ
Türk Arnavut Kardeşliği Derneğinin Doğuşu
Türkiye’de Arnavut toplumunun kurumsal tarihini yalnızca dernek binaları, toplantılar ve sosyal faaliyetler üzerinden anlatmak, bu tarihin önemli bir bölümünü eksik bırakmak anlamına gelir.
Çünkü bu yapıların arkasında, belirli dönemlerde sorumluluk üstlenen insanlar vardı.
Kurucular, başkanlar, yöneticiler, sekreterler ve gönüllüler…
Her biri, Türkiye’de yaşayan Arnavut toplumunun örgütlü bir yapı içerisinde varlığını sürdürebilmesi için farklı dönemlerde görev aldı.
1952 yılında kurulan Türk-Arnavut Kardeşliği Yardımlaşma Derneği de bu kurumsal sürecin önemli halkalarından biridir.
Ancak bu kuruluşu burada bütün ayrıntılarıyla tüketmek yerine, dosyanın kronolojik akışında zamanı geldiğinde kuruluş belgesi, tüzüğü, kurucuları, genel başkanları, yönetim kurulları ve üyelik kayıtlarıyla ayrıca ele almak gerekiyor.
Çünkü bugün elimizde bulunan kaynaklar, bu yapının yalnızca ismini değil, kuruluş tarihini ve ilk kadrosunu da ortaya koyuyor.
7 MART 1952: KURULUŞ KADROSU
Vardar Gazetesi’nin 28 Mayıs 1952 tarihli ilk sayısında yer alan bilgilere göre Türk-Arnavut Kardeşliği Yardımlaşma Derneği, 7 Mart 1952 tarihinde sekiz kişi tarafından kuruldu.
Kurucular arasında General Cemal Araniti, Nezahat Araniti, Hasan Kaloşi, Tahir Kolgini, Cevat Fista, Tahsin Strazimiri, Şemseddin Davutoğlu ve Musa Şen bulunuyordu.
Bu isimler, kuruluş döneminin yalnızca sembolik isimleri değildi.
Aynı zamanda derneğin ilk örgütlenme iradesini ortaya koyan kadroyu oluşturuyorlardı.
27 NİSAN 1952: İLK GENEL KURUL
Derneğin ilk genel kurul toplantısı 27 Nisan 1952 Pazar günü Şehzadebaşı Kızılay Salonu’nda gerçekleştirildi.
Toplantının açılış konuşmasını Arnavutluk’un eski Millî Müdafaa Komutanı Tümgeneral Cemal Araniti yaptı.
Genel kurulda dernek yönetiminin oluşturulmasının yanı sıra, emekli Tümgeneral Şevki Altunay derneğin fahri başkanlığına seçildi.
Aynı toplantıda Şemseddin Davutoğlu’nun dernek sekreterliği görevini üstlendiği de dönemin Vardar Gazetesi’nde yer alan bilgiler arasında bulunuyor.

Bu ayrıntı özellikle önemlidir.
Çünkü Şemseddin Davutoğlu yalnızca dernek yönetiminde görev alan bir isim değildi. Aynı zamanda Vardar Gazetesi’nin sahibi ve sorumlu müdürü olarak derneğin düşünsel ve basın faaliyetlerinde de önemli bir rol üstleniyordu.
Böylece 1952 yılında İstanbul’da ortaya çıkan yapılanma, bir taraftan sosyal ve kültürel dayanışmayı örgütlerken diğer taraftan basın yoluyla kendi sesini duyurmaya çalışan çift yönlü bir kurumsal yapı oluşturdu.
İSTİKLAL CADDESİ’NDEKİ MERKEZ
Bu kurumsal yapı ilerleyen yıllarda yalnızca bir dernek tabelasından ibaret kalmadı.
Beyoğlu, İstanbul’daki Arnavut toplumsal hayatının önemli merkezlerinden biri haline geldi.

Cemiyetin ve daha sonraki dönemlerde dernek yapılanmasının yönetim merkezinin, Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde, Galatasaray Lisesi’nin hemen bitişiğinde bulunduğu aktarılıyor.
Bu bina, Arnavut asıllı Ankaralı bir aile tarafından cemiyetin kullanımına tahsis edilmişti.
Böylece bina yalnızca yöneticilerin toplantı yaptığı bir idare merkezi olmaktan çıktı.
Arnavut toplumunun sosyal hayatının önemli buluşma noktalarından birine dönüştü.
Dördüncü katta yaklaşık 230 metrekarelik bir lokal bulunuyordu.
Bu lokal, klasik anlamda yalnızca üyelerin oturup sohbet ettiği bir dernek mekânı değildi.
Ücretsiz etkinliklerin düzenlendiği, toplum üyelerinin bir araya geldiği ve dayanışmanın günlük hayat içerisinde yaşatıldığı bir merkezdi.
LOKALDE GÜNÜN HER SAATİNDE HİZMET
Lokalin faaliyetleri bununla da sınırlı değildi.
Sabah, öğle ve akşam yemek servisi yapılıyor; hizmet gece saat 24.00’e kadar devam ediyordu.
Bu yönüyle merkez, İstanbul’da yaşayan Arnavutlar için sosyal bir buluşma alanı olmanın ötesinde, günlük yaşamın içerisinde doğrudan karşılığı bulunan bir dayanışma merkezi niteliği taşıyordu.

Binanın alt katında ise klinik bulunuyordu.
Dolayısıyla aynı yapı içerisinde yönetim, sosyal buluşma, yemek, sağlık ve dayanışma hizmetleri bir arada yürütülüyordu.
Bu hizmet modelinin en dikkat çekici tarafı, Arnavut toplumunun kendi içerisindeki dayanışma anlayışını yalnızca söylem düzeyinde bırakmamasıydı.
İhtiyaç sahibine yemek, hastaya sağlık hizmeti, topluma ise bir araya gelebileceği bir mekân sağlanıyordu.
CEMİYETTEN DERNEĞE, DERNEKTEN TOPLUMSAL HAFIZAYA
Cemiyetten dernekleşmeye uzanan bu süreçte isimler ve yönetim kadroları zaman içerisinde değişti.
Ancak merkezdeki temel düşünce değişmedi:
Birlikte olmak, dayanışmak ve kültürel bağı korumak.
Bu nedenle derneğin tarihini yalnızca kuruluş tarihi üzerinden değerlendirmek yeterli değildir.
Onu yıllar boyunca ayakta tutan insanların kim olduğu, hangi tarihlerde görev yaptıkları, hangi kararları aldıkları ve toplum için hangi hizmetleri gerçekleştirdikleri de aynı derecede önemlidir.
1996 yılına kadar uzanan süreçte bu sosyal hizmetlerin ve dayanışma anlayışının devam ettiği yönündeki bilgiler de bu açıdan ayrıca değerlendirilmelidir.
Çünkü 1996, İstanbul’daki Arnavut toplumsal örgütlenmesinin yakın tarihinde yalnızca bir tarih değildir.
Aynı zamanda uzun yıllar devam eden bir sosyal dayanışma modelinin önemli bir dönüm noktasıdır.
1977 SONRASI: YENİ ÜYELER, YENİ BİR DÖNEM
Derneğin 1977 yılından sonraki döneminde ise üye profili daha da genişledi.
Bu dönemde aralarında Alaattin Yavaşça, Ayten Yavaşça, Arif Şentürk, Soner Özbilen, Ali Şen, Aziz Şen, Süleyman Seba, Abdi İpekçi ve başka tanınmış isimlerin de bulunduğu kişilerin dernekle üyelik bağı kurduğu bilgisi, döneme ilişkin kayıt ve anlatılar içerisinde yer alıyor.
Bu isimlerin burada birlikte anılması önemli bir ayrıntıyı da ortaya koyuyor.
Çünkü söz konusu dönem, derneğin yalnızca belirli bir aile çevresinin veya dar bir hemşehri grubunun buluşma noktası olmaktan çıkarak sanat, spor, basın, kültür ve iş dünyasından farklı isimlerin de temas ettiği daha geniş bir sosyal çevreye ulaştığı döneme işaret ediyor.
Burada özellikle bir noktayı birbirinden ayırmak gerekiyor.
Bir kişinin Arnavut kökenli olması başka, Arnavut toplumunun bir derneğine üye olması başka, dernek yönetiminde görev alması ise bambaşka bir konudur.
Bu nedenle söz konusu isimlerin üyelikleri, varsa üyelik tarihleri, üyelik kayıtları, genel kurul tutanaklarındaki konumları ve dernek faaliyetlerine katılımları birbirinden ayrı başlıklar halinde incelenmelidir.
Esas alınması gereken ölçü bellidir:
İddia değil, kayıt.
Ve şimdi asıl soru ortaya çıkıyor:
İstiklal Caddesi’ndeki o 230 metrekarelik lokal, nasıl oldu da farklı dünyalardan gelen bu kadar çok insanın yollarının kesiştiği bir merkeze dönüştü?
Bu sorunun cevabı bulunduğunda, yalnızca bir derneğin üyelik defteri değil, İstanbul’un yakın tarihindeki görünmeyen sosyal ilişkiler ağı da ortaya çıkacak.
Fatmir TÜRKKAN
Gazeteci | Köşe Yazarı | İç Mimar























































