CUMHURİYET GECESİ İKİ ARNAVUT YİĞİT: ÇANKAYA’NIN GİZLİ SÜVARİLERİ

CUMHURİYET GECESİ İKİ ARNAVUT YİĞİT: ÇANKAYA’NIN GİZLİ SÜVARİLERİ

Ankara’nın Ekim ayına bürünen o serin, sarı akşamında; Çankaya Köşkü’nün loş ışıklı odalarında tarih, koca bir imparatorluğun küllerinden yepyeni bir güneş doğurmak için nefesini tutmuştu. Takvimler 28 Ekim 1923’ü gösteriyordu. Meclis kulislerinde fırtınalar kopuyor, eski düzenin kalıntıları yeni dünyanın doğuşuna direnmeye çalışıyordu.

İşte tam o kritik eşikte, Mustafa Kemal’in arkasında dağ gibi duran, damarlarında Rumeli’nin sert ve asil rüzgarlarını taşıyan iki gölge vardı: Salih Bozok ile Recep Zühtü Soyak.

Biri, Atatürk’ün çocukluğundan beri sırdaşı, kardeşten öte yareni Salih; diğeri ise Çankaya’nın ve Meclis’in sokaklarında kuş uçurtmayan, cesaretiyle efsaneleşmiş Recep Zühtü… İkisi de Arnavut evladıydı; inatları da dağ gibi sağlam, sadakatleri çelikten keskin idi.

O tarihi akşam, Çankaya’daki sofrada o büyük cümle kuruldu:
“Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz!”
Söz masaya bir mühür gibi düştü. Ama o cümlenin sabah mecliste seslenebilmesi için, gece yarısı Ankara’nın ayazında koca bir fırtınanın önüne set çekmek gerekiyordu. Ankara karanlığa gömülürken, bu iki Arnavut yiğit kılıçlarını kuşanır gibi kalpaklarını başlarına çektiler ve mekiği dokumaya koyuldular. Karadeniz’in ve Rumeli’nin koç yiğitlerinin nişanesi olan o kara kalpaklar, karanlık gecede birer hürriyet sancağı gibi parlıyordu.

Salih, omuzlarında dostunun yükünün ağırlığıyla Meclis koridorlarını adımlıyordu. Adımları mermerlerde yankılanırken, başındaki kalpakla kararlılığından taviz vermeden tereddüt eden vekillerin kapılarını tek tek çalıyor, gönülleri fethediyor, zihinlerdeki bulutları dağıtıyordu. Bakışındaki o inanç, karşısındakine “Yarın yeni bir gün başlıyor” mesajını veriyordu.

Recep Zühtü ise sokaklardaydı. Ankara’nın tozlu yollarında, başındaki kalpak rüzgârda hafifçe dalgalanırken, eski rejimin karanlık odaklarının ya da provokatörlerin en ufak bir kıvılcım çakmasına mani olmak için muhafızlarıyla birlikte fırtına gibi esiyordu. Atının nal sesleri, yaklaşan hürriyetin nizam marşı gibi yankılanıyordu başkentte. En ufak bir fısıltıyı, en kuytu köşedeki dedikoduyu anında söndürüyor, yarının güvenli doğuşu için adeta aşılmaz bir kalkan örüyordu.

Gece boyunca biri meclisin kulislerinde umut ve irade dokurken, diğeri dışarıda çeliğin ve nizamın bekçiliğini yaptı. İkisi de bıkmadı, yorulmadı. Onlar için bu sadece bir görev değil, Rumeli’nin dağlarından kopup gelen bir hürriyet ahdinin en şerefli nişanesiydi.

Ve güneş, 29 Ekim 1923 sabahı Ankara’nın üzerine bambaşka bir hırs ve parlaklıkla doğdu. Meclis kürsüsünden o kudretli ses yükseldiğinde: “Türkiye Devletinin hükümet şekli Cumhuriyettir!”

Salih gözlerinde gururla, Recep Zühtü ise başlarındaki kalpakları gururla düzelterek köşede huzurla gülümsüyorlardı. Gece boyunca dokudukları o gizli ağ, yeni devletin tuğlası olmuştu bile. Tarih, o gün sadece bir rejimin değil; sadakatin, kardeşliğin ve kalpakları dağ rüzgârıyla kokan iki Arnavut yüreğin yazdığı sessiz bir destanın da zaferini yazıyordu.

arnavuthaber

Admin

www.arnavuthaber.com Türkiye Arnavutlarına Yönelik Bağımsız İmece İnternet Yayınıdır

İlgili Haberler

DEĞİŞİMİ KİM BAŞLATACAK?

Birilerinin gelip bizim için değiştirmesini mi bekleyeceğiz?

Daha fazla oku

İbrahim Selamet “Kardeşlik Köprüsü” Konferansıyla Sevenleriyle Buluşuyor

İbrahim Selamet, Sakaryalı kitapseverler ve Balkan sevdalılarıyla bir araya geliyor.

Daha fazla oku