
Osmanlı Balkanlarının Sonu: Sadakatin Parçalanışı ve İttihatçı Radikalizmin İflası
Giriş: Bir İmparatorluğun Kurucu Unsuru Olarak Arnavutlar
Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlar’daki beş asırlık mevcudiyeti, sadece askeri bir fetihten ibaret değildi. Bu sistemin en köklü, kurucu ve koruyucu sütunlarından birini Müslüman Arnavut nüfusu teşkil ediyordu. Hristiyan Balkan tebaasının (Sırplar, Yunanlar, Bulgarlar) 19. yüzyıl boyunca Batılı devletlerin kışkırtması ve panslavizm rüzgârlarıyla teker teker ayrılıkçı isyanlara giriştiği dönemde, Arnavutlar kendilerini “Devlet-i Aliyye’nin öz unsuru” olarak konumlandırmışlardı.
Sultan II. Abdülhamid dönemi, bu denge siyasetinin ve Arnavut sadakatinin zirve noktasıydı. Padişah, saray muhafızlarını Arnavutlardan seçiyor, coğrafyanın feodal yapısına saygı duyuyor ve yerel elitleri devletin en tepe noktalarına taşıyordu. Bu politikanın en somut timsali, 1903-1908 yılları arasında aralıksız beş buçuk yıl Sadrazamlık makamında kalan Avlonyalı Mehmed Ferid Paşa’ydı. Arnavutlar için Osmanlı şemsiyesi; hem dini varlıklarını hem de topraklarını hemen yanı başlarındaki Slav ve Yunan yayılmacılığına karşı koruyan yegane tarihi kalkandı.
- Fili Yıkan Darbe: İttihat ve Terakki’nin Radikal “Merkeziyetçilik” Siyaseti
1908 Jön Türk Devrimi ve ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) yönetimde mutlak bir vesayet kurması, yüzyıllık imparatorluk dengelerini altüst etti. II. Abdülhamid’in etnik ve bölgesel hassasiyetleri gözeten, yerel elitlerin muafiyetlerine saygı duyan dengeci “Osmanlıcılık ve İttihad-ı İslam” siyaseti, İttihatçılar tarafından tasfiye edildi.
Mektepli ve tecrübesiz İttihatçı kadrolar, devletin kurtuluşunu sert, tavizsiz bir merkeziyetçilik (tüm yetkilerin İstanbul’da toplanması) ve giderek dozu artan bir tektipleştirme/Türkleştirme politikasında gördüler. Bu radikal dönüşümün Arnavut coğrafyasındaki yansımaları yıkıcı oldu:
- Hassas Dengelerin Tahribi: Arnavutların yüzyıllardır sahip olduğu dil hakları, Latin alfabesi kullanımı üzerindeki ısrarları, yerel özerklikleri, vergi ve askerlik muafiyetleri İstanbul’dan gönderilen sert emirlerle budandı.
- Silahsızlandırma Siyaseti ve İsyanlar: Hükümetlerin Balkanlar’da giriştiği sert ve kaba “silahsızlandırma” operasyonları, silahı bir namus ve beka unsuru gören Arnavut aşiretlerini çileden çıkardı. 1910 ve 1911 Kosova-Malisor isyanları, İttihatçıların vizyonsuz ve baskıcı idaresine karşı verilmiş haklı tepkilerdi. Devlete en sadık unsur, İttihatçıların kışkırtmalarıyla bizzat devlet eliyle yabancılaştırıldı.
- Öz Evlatların Tasfiyesi: İttihatçı İçi Hesaplaşma ve Arnavut Kıyımı
İttihat ve Terakki’nin vizyonsuz radikalizmi, sadece II. Abdülhamid yanlısı muhafazakar veya aristokrat Arnavutları hedef almadı; cemiyet, kendi varlığını borçlu olduğu, Meşrutiyet’i canı pahasına ilan ettiren kendi içindeki Arnavut kurucu ve kahramanları da acımasızca tasfiye etti.
- İbrahim Temo’nun Sürgün Edilmesi: 1889 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin 1 numaralı kurucusu olarak meşaleyi yakan Ohrili Arnavut aydın Dr. İbrahim Temo, cemiyetin Türkçü ve seküler bir oligarşiye dönüşmesini erkenden eleştirdiği için bizzat kendi kurduğu yapı tarafından dışlandı, yönetimden uzaklaştırıldı ve nihayetinde Romanya’ya sürgüne gitmek zorunda bırakıldı.
- Resneli Niyazi Bey Suikastı: 1908’de dağa çıkarak Meşrutiyet’in ilan edilmesini sağlayan ve halkın gözünde “Hürriyet Kahramanı” olan Arnavut kökenli Resneli Niyazi Bey, İttihatçıların merkez komitesinin tek tipleştirici ve diktatoryal eğilimlerine karşı durduğu, Balkanlar’daki Arnavut realitesini savunduğu için tehlikeli görülmeye başlandı. 1913 yılında Arnavutluk’a gitmek üzere geldiği Avlonya limanında, arkasında yine İttihatçı kliği işaret eden karanlık bir suikast neticesinde şehit edildi.
- Geniş Çaplı Yönetim Temizliği: Meşrutiyet’in ilanında ön saflarda çarpışan mebuslar, subaylar ve bürokratlar dahil olmak üzere, cemiyet içerisindeki tüm Arnavut unsurlar adeta sistemli bir temizliğe tabi tutuldu. İttihatçıların “Türkçü devlet” ilanına giden yolda, kendi içlerindeki bu kurucu Arnavut damarı tamamen kurutuldu ve devlet mekanizmasından tamamen uzaklaştırıldı.
“İttihat ve Terakki içinde Arnavut kimliğini ve Arnavut haklarını savunan kadrolar sistemli biçimde tasfiye edilirken, sadece devletin Türkçü çizgisini benimseyen Arnavut bürokratlar görevlerini sürdürdüler.”
- 1913 Bab-ı Ali Baskını ve Fiili “Türkçü” Darbe
Tarihsel kronoloji incelendiğinde, Osmanlı’yı fiilen ve fikren bölen sürecin İttihatçıların darbe mekanizmaları olduğu açıkça görülür. Ocak 1913’te gerçekleştirilen Bab-ı Ali Baskını, devletin çok kültürlü ve çok etnikli yapısına vurulmuş son darbeydi.
Silah zoruyla hükümeti deviren İttihatçılar, hem saray bürokrasisindeki eski ağırlığı hem de kendi içlerindeki muhalif Arnavut sesleri tamamen susturarak devleti tek sesli, dar bir ideolojik çerçevenin içine hapsettiler. İmparatorluğun kurumsal aklı ve birleştirici gücü yok edilmiş; yerine ordu tabanlı, radikal bir klik geçmiştir. Bu darbe, Balkanlar’daki Müslüman ama Türk olmayan unsurlara (özellikle Arnavutlara) şu mesajı net bir şekilde vermiştir: İstanbul’daki yeni irade, artık sizin haklarınızı ve çeşitliliğinizi koruma niyetinde değildir.
- Balkan Hezimeti ve Kaçınılmaz Ayrılık: Bir Beka Zorunluluğu
Arnavutların bağımsızlık ilanı (28 Kasım 1912), popüler tarih yazımının iddia ettiği gibi keyfi bir “Osmanlı’yı arkadan vurma” veya milliyetçi bir heves hareketi değildi. Bu ilan, İttihatçıların askeri ve siyasi başarısızlıklarının doğurduğu bir can havli ve beka zorunluluğuydu.
1912 Balkan Harbi patlak verdiğinde, İttihatçı subayların kendi aralarındaki siyasi çekişmeleri (Alaylı-Mektepli kavgaları) ve yanlış stratejileri sebebiyle Osmanlı orduları Balkanlar’da tarihi ve trajik bir bozguna uğradı.
- Toprakların Paylaşılması Tehlikesi: Osmanlı ordusu hızla geri çekilirken; Sırbistan, Karadağ ve Yunanistan orduları Arnavutluk topraklarını dört bir yandan işgal etmeye başladı.
- Çaresizliğin Doğurduğu Devlet: İstanbul’un Balkanlar ile coğrafi bağı tamamen kopmuştu ve Osmanlı devleti artık kendi topraklarını dahi koruyamayacak durumdaydı. Eğer Avlonyalı İsmail Kemal Bey ve arkadaşları 28 Kasım 1912’de Avlonya’da bağımsızlık bayrağını çekmeselerdi; Avrupalı devletlerin gözünde “yenilmiş Osmanlı’nın sahipsiz toprak parçaları” olarak görülecekler ve haritadan tamamen silinerek Sırbistan ve Yunanistan arasında bölüşüleceklerdi.
Arnavutlar, Türklerden sonra imparatorluktan ayrılan en son Müslüman unsurdur. Onları koparan şey ayrılık arzusu değil, İttihatçıların içerideki geniş tasfiyelerle ortak devleti yıkması ve dışarıda altlarındaki askeri-coğrafi zemini yok etmesidir.
- Belgeler ve Canlı Şahitler: Avlonyalı Ailesinin Trajedisi
Fili yıkan bu İttihatçı radikalizmin en yakın şahitleri ve mağdurları yine devletin zirvesindeki Arnavut soyluları olmuştur. Sadrazam Avlonyalı Ferid Paşa, II. Abdülhamid’in devrilmesi (1909) ve İttihatçıların hem sarayda hem de cemiyet genelinde başlattığı acımasız tasfiye operasyonları sonrasında can güvenliği ve devlet adamlığı onurunu korumak adına Avrupa’ya sürgüne gitmek zorunda kalmıştır.
Ferid Paşa’nın büyük oğlu Celalettin Paşa (Vlora), babasının ölümünün ardından bu karanlık dehlizleri, devletin uğradığı ihaneti ve İttihatçı baskıyı bizzat tecrübe etmiştir. Celalettin Paşa, babasının sadrazamlığı dönemine ait çok kritik devlet sırlarını, II. Abdülhamid ile olan gizli yazışmalarını ve jurnalleri özenle muhafaza etmiştir. Bu belgeler ve hatıralar, tarihçi Samih Nafiz Tansu tarafından derlenerek “Madalyonun Tersi” adıyla kitaplaştırılmıştır.
Kitapta ve aile arşivlerindeki belgelerde açıkça görülmektedir ki; imparatorluğu bir arada tutan üst akıl ve sadakat zinciri, İttihatçıların komitacı zihniyeti tarafından parçalanmıştır. Celalettin Paşa’nın kendisi de bu siyasi satranç içinde İttihatçıların radikal kanatları ve bölge komitacıları tarafından hedef alınmış, Kahire’de uğradığı suikast girişiminden korumaları ve istihbaratı sayesinde son anda kurtulmuştur.
Sonuç: Tarihi Hakikatin Tescili
Tarihsel gerçekler, fevkalade isabetli bir şekilde ifade ettiğimiz üzere şudur: Fili yıkan, imparatorluğu darmadağın eden İttihatçılardır.
Arnavutlar son ana kadar yuvayı korumaya çalışmış, devletin bekası için cephelerde savaşmış; ancak ev bizzat İttihatçıların darbeci, tecrübesiz politikaları ve kendi kurucularını (İbrahim Temo, Resneli Niyazi gibi) dahi yok eden dışlayıcı Türkçü tasfiyeleriyle ateşe verilince, can havliyle kendilerini dışarı atmışlardır. Kendi toprakları (Kosova ve Çamerya dahil) bu süreçte parçalanmış, büyük trajediler yaşanmıştır. Arnavutların ayrılışı bir “ihanet” değil; hem dışarıdan Abdülhamid yanlısı elitlerin hem de içeriden İttihatçı kahramanların tamamen tasfiye edildiği, yıkılan bir devlet enkazının altında kalmama mücadelesidir.
arnavuthaber
























































