
Toprağını Kaybetse de Vefasını Terk Etmeyenler: Her Cepheye ve Cephe Arkasına Koşan Arnavutlar
Balkan Savaşları’nın o simsiyah perdesi kapandığında, yüzyıllardır can cana, yan yana yaşanılan asırlık topraklar elden çıkmış, Rumeli’nin o nazlı şehirleri haritanın öte yakasında kalmıştı. Evlat-ı Fatihan, doğup büyüdüğü topraklarda bir gecede “yabancı” ya da “muhacir” oluvermişti. Kalpler kırık, sineler yaralıydı. Fakat çok geçmeden cihanı sarsan o büyük yangın, Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde, asıl büyük sadakat sınavı başlayacaktı.
Birçokları için resmi bağlar kopmuş olabilirdi; ne bir askerlik yükümlülüğü ne de hukuki bir zorunluluk kalmıştı. Ancak gönül bağını koparmaya hiçbir sınır kapısı, hiçbir siyasi antlaşma yetmedi. O dönemden kalan tarihi fotoğrafa her bakıldığında yüreğe dokunan asıl hakikat tam olarak budur.
Beyaz Plislerin Gölgesinde Bir Memleket Sevdası
Fotoğraftaki taş duvarlı lojistik atölyesinde, dikiş makinelerinin başına oturmuş, cephedeki asker kardaşlarına kaput, üniforma ve çadır yetiştirmeye çalışan o simaları dikkatle inceleyin. Başlarında, Balkanlar’ın o vakur dağlarını, asaletini ve saflığını simgeleyen bembeyaz Arnavut plisi duruyor.
Bu insanlar, Osmanlı’nın o en zor, en karanlık günlerinde “Toprağımız gitti, artık bizim savaşımız değil” deyip köşelerine çekilmediler. Aksine; Üsküp’ün, Kosova’nın, İşkodra’nın, Manastır’ın yetim kalmış sokaklarından kopup, hilalin düştüğü her yere; Çanakkale’den Filistin’in kızgın çöllerine kadar gönüllü olarak koştular.
Sadece Silahla Değil, İğne ve İplikle Yazılan Destan
Savaş sadece siperde tüfek patlatmak değildi; açlıkla, susuzlukla ve çıplaklıkla da bir savaştı. İşte bu yüzden, zanaatını, el emeğini ve göz nurunu ordunun emrine veren Arnavut ustalar ve gönüllüler, cephe arkasının en hayati damarı oldular.

Sadakatin İlmekleri: O dikiş makinelerinin tıkırtısı, aslında memleketin kurtuluşuna adanmış birer dua gibi yükseliyordu. Dikilen her bir asker kaputu, sadece soğuktan koruyan bir kumaş parçası değil; bir halkın ortak geçmişine ve geleceğine olan sarsılmaz inancının ilmeğiydi.
Gurbette Bir Vatan: Evlerini, sevdiklerini, doğdukları köyleri Balkan bozgununda geride bırakan bu fedakar insanlar, Filistin’in kavurucu sıcağında ya da Suriye’nin tozlu yollarında, başlarındaki o beyaz ak pilesleri birer gurur nişanı gibi taşıyarak vatanı gittikleri her yere beraberinde götürdüler.
Göçenlerin Geriye Bıraktığı Ölümsüz Miras
Tarihi fotoğraf bunun belgesi, bize tarihin kuru sayfalarından çok daha fazlasını anlatıyor. Bize; toprağını kaybetse de vefasını, vicdanını ve kardeşlik hukukunu asla terk etmeyen bir milletin sessiz ama devasa çabasını gösteriyor.
Onlar, askeri mühürlerin ya da siyasi sınırların çok ötesinde, tamamen kalpten gelen bir bağlılıkla cephe gerisinde ter döken; adı sanı bilinmeyen, rütbesiz ama yürekleri şanlı Arnavut gönüllüleridir. Başlarındaki o ak plisler, o dikiş makinelerinin başındaki eğilmeyen başlar, zor günde el uzatmanın, ekmeği ve kaderi paylaşmanın ölümsüz birer anıtı olarak tarihe kazınmıştır.
#arnavuthaber #filistin #çanakkale #arnavut #gönüllü












































