İdeolojik Körlükten Stratejik İntihara: Orta Doğu’da Statüko ve Çıkış Yolu

İdeolojik Körlükten Stratejik İntihara: Orta Doğu’da Statüko ve Çıkış Yolu

Günümüz küresel siyaset sahnesi, hamaset dolu söylemlerin değil, teknolojik üstünlüğün ve ekonomik dayanıklılığın çarpıştığı bir arenadır. Bu arenada, rasyonel akıldan kopan, halkının refahını ideolojik fantezilere kurban eden rejimler, tarihin tozlu raflarına “piyon” olarak geçmeye mahkumdur. İran’ın bölgedeki vekalet savaşları üzerinden yürüttüğü strateji ve bu stratejinin İslam dünyasına ödettiği ağır bedel, bu acı gerçeğin en somut yansımasıdır.

1) Vekalet Savaşları ve Küresel Sermayenin Satranç Tahtası
İran’ın Lübnan’dan Yemen’e, Filistin’den Irak’a kadar uzanan “Direniş Ekseni”, bölge halklarına özgürlük veya refah vaat etmemektedir. Aksine, bu yapılar küresel sermaye odaklarının –özellikle Londra ve New York merkezli finans güçlerinin– bölgesel dengeleri dizayn etmek için kullandığı birer enstrümana dönüşmüştür.
Kendi sanayisini kuramayan, finansal sistemini küresel bağımlılıktan kurtaramayan bir yapının “bağımsızlık” iddiası, sadece bir retorikten ibarettir. İran, üst düzey askeri ve siyasi kadrolarını kaybettiği her sarsıntıda, stratejik akılla hareket etmek yerine bölgesel gerilimi tırmandırarak aslında rakibi olan güçlerin (İsrail ve Batı ittifakı) bölgedeki meşruiyet alanını genişletmektedir. Bu durum, Arap dünyasını savunma refleksiyle İsrail’e daha fazla yakınlaştırmakta ve “İslam birliği” idealini kökten sarsmaktadır.

2) Kalkınma ve Bilim: Savunmanın Tek Gerçek Hattı
Bir medeniyetin bekası, füzelerinin menziliyle değil, üniversitelerinin kalitesi ve patent sayısıyla ölçülür. Müslüman toplumların temel trajedisi, gücü sadece kaba kuvvette aramalarıdır. Oysa ki:

  • Beşeri Sermaye: Özgür düşüncenin, eleştirinin ve bilimsel metodun olmadığı toplumlarda “beyin göçü” bir kaçınılmazdır. Kendi halkına baskı uygulayan bir rejim, en parlak zihinlerini Batı’ya hediye eder.
  • Teknolojik Bağımlılık: Bugün siber güvenlikten yapay zekaya, biyoteknolojiden yarı iletken üretimine kadar her alanda dışa bağımlı olan bir toplumun, küresel sistemde “oyun kurucu” olması imkansızdır.

Yobazlık ve cehalet, sadece dini bir sapma değil, aynı zamanda stratejik bir zafiyettir. Eğitimde reform yapmayan, AR-GE’ye pay ayırmayan ve refahı tabana yaymayan her yapı, eninde sonunda çökmeye mahkumdur.

3) Reel Politik ve Tutarlılık Sınavı: Kosova Örneği
Dış politikada ahlaki üstünlük, tutarlılıkla kazanılır. Kendi dini kimliği üzerinden “ümmet” siyaseti güttüğünü iddia eden bir yapının, Avrupa’nın ortasında zulüm görmüş Müslüman bir toplum olan Kosova’nın bağımsızlığını tanımaması, ideolojinin nasıl bir “çıkar maskesi” olduğunu kanıtlar. Rusya ve Sırbistan ile kurulan bu kirli ittifak, aslında meselenin inanç değil, jeopolitik bir kumar olduğunu göstermektedir. Azerbaycan yerine Ermenistan ile yapılan işbirliği, Türkiye’nin İran’a hep dostluk eli uzatmasına rağmen Türkiye’yi Suriye’de zorda bırakma ve Esad rejimine verdiği destekle 500 bin insanın can kaybı yaşaması, 1 milyon yaralı ve 10 milyondan fazla müteci de bunun ayrı ıspatıdır. Bu sebeple, bu tür rejimlerin peşinden giden topluluklar, günün sonunda müttefiklerinin (Sırbistan veya Rusya gibi) insafına terk edilmektedir.

4) Geleceğin Dünyasında Var Olabilmenin Şartları
Müslüman dünyası için “beka” sorunu, dış güçlerden ziyade kendi içsel dönüşümünü gerçekleştirememesidir. Geleceğin dünyasında yer edinebilmek için şu üç sütun üzerine inşa edilen bir yapı şarttır:

  • Özgür Dünya Değerleri: İnsan hakları, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlükler, Batı’ya ait birer “lüks” değil, toplumsal inovasyonun yakıtıdır.
  • Rasyonel Ekonomi: Sermayenin bir grubun elinde toplandığı değil, girişimciliğin teşvik edildiği ve refahın adil paylaşıldığı bir model.
  • Bilimsel Devrim: Teolojiyi dogmalarla değil, evrensel fizik ve matematik yasalarıyla anlama çabası.

İran ve onun güdümündeki yapılar, ideolojik körlükleri nedeniyle kendi halklarını ve müttefiklerini uçuruma sürüklemiştir. Bir rejim, kendi vatandaşına faydalı olamadığı sürece dış dünyada bir zafer kazanamaz. Kazanılan “mevzi” savaşları, kaybedilen “yüzyılın” yanında sadece birer dipnottur.

Müslümanlar için kurtuluş; karanlık dehlizlerdeki vekalet savaşlarında değil, laboratuvarlarda, kütüphanelerde ve özgür meydanlardadır. Kendi ipini başkasının kuyusuna atanlar, ancak o kuyunun derinliği kadar hayatta kalabilirler.

Akıl; ne New York’un ne de Londra’nın çıkar hesaplarına piyon olmamaktır. Aynı şekilde, bu güçlerin ikinci dereceden denge unsurları olan Rusya ya da Çin’in stratejik hesaplarına da teslim olmamaktır. Gerçek akıl, kendi iradesini ve bağımsız karar mekanizmasını koruyabilmektir.

Akıl; adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasi temelinde yükselen; bilimi rehber edinmiş güçlü bir toplum inşa etmektir. Kalıcı güç, sloganlarda değil; eğitimde, üretimde ve hukukun üstünlüğünde saklıdır.

Irak, Libya, Suriye ve Afganistan’ın yaşadığı yıkım ve istikrarsızlık ise bu gerçeğin somut örnekleridir. Dış güçlerin hesaplarına eklemlenen ve iç dönüşümünü gerçekleştiremeyen toplumların akıbeti maalesef ortadadır.

ARNAVUTHABER

Admin

www.arnavuthaber.com Türkiye Arnavutlarına Yönelik Bağımsız İmece İnternet Yayınıdır

İlgili Haberler

Arnavut kökenli avukat Flavia Zaka Baden-Württemberg’in “First Lady”si olabilir!

Özdemir’in yeni hükümeti kurması halinde, bir Arnavut kökenli isim Almanya’da önemli bir kamu rolü üstlenmiş olacak.

Devamını Oku

İran Bugün “Mazlum” Gözükmek İstese de Masum Değil: Bölgesel Çıkarlar ve İnsan Bedeli

Bugün İran, dış politikadaki pek çok olayı “mazlum devlet” gibi göstermeye çalışıyor olabilir; ancak bölgesel pratikler ve sonuçlar, bu söylemin sadece bir yönüyle ilişkili olduğunu gösteriyor

Devamını Oku