REKLAM REKLAM

Özge Güven yazdı: Göçün Kara Yazgısı

32 defa okundu , , , , , , kategorisinde, 06 Ara 2018 - 15:26 tarihinde yayınlandı
Özge Güven yazdı: Göçün Kara Yazgısı

Bir şehrin sokakları sütlü kahve kokuyorsa, bağrında tehlike barındırmaz o şehir. Tümseklerinde, yokuşlarında, ovalarında ve kaldırımlarında çocukluğuna dönersin. Kare kutucuklu taş kaldırımları var şehrimin. Bir de yüzünde küçücük elleriyle mutlulukları yakalayan çocukları. İlkokul arkadaşını, tesadüfen yolda gördüğün zaman, yıllar sonra yine aynı samimiyetle atlarsın boynuna. Büyümüş, yaşlanmış, acılarla yoğrulmuş olmanın bir manası yoktur. Çünkü o bilir ve sadece sen bilirsin geçmişin taze, hiç eskimeyen kırıntılarını. Burnunda dans eder özlemler ve iliklerin sızlar, o şehirde olduğuna bir kez daha şükredersin. Kebap kokuları, birer iskemle çekip her sokağın başına oturmuştur o şehirde. Sen her kare kutucuklu yolların başında kucaklarsın o mis kokuları. Misafirperverliği dillere destan memleketimin, tüm eskimişlikleri, beklentileri, hüzünleri ve kayıpları salıverirsin nehirlerine. Emanete hıyanet etmeyen nehirleri adeta cevap verir sana, çağlayan sesiyle. O sırada nehirlerini de sarıp sarmalamak istersin. Yaşadığını hissettirdiği için sana. Teşekkür edip devam edersin yoluna. Biraz daha hafiflemişsindir artık, kuş sesleri de eşlik eder huzuruna. Tercüman olurlar duygularına. Biraz ilerde, okuldan dönmekte olan sevimli, Balkan çocuklarını görürsün, seni tanımazlar, bilmezler ama anaları onlara ‘’ Yabancılarla konuşma ! ‘’ diye tembihlemediği için, oralarda yabancılık kavramı hiç var olmadığı için o çocuklar sana da selam verir. İşte o anda ‘ben kimim ?’ sorusunun cevabını, küçücük çocuklardan öğrenirsin. ‘’ SEN insansın’’ … Utanırsın geçmişinden, yabani bir ot gibi çalılıkların arasında ‘’ Yabancılarla sakın konuşma’’ tembihlerini iliştirdikleri için yakana… Toplu taşımalara pek gerek yok orada ama ille de kullanmak istersin ya, gözlerin boş koltuklar arar delirmişçesine. Öyle ya biz öyle gördük, toplulukta, toplu taşımalar da boş koltuk gördün mü kap otur. Sonra, yanı boş bir kız görürsün, hafif bir tebessümle selamlar önce seni. Güzelliği dillere destan, gözleri ben ‘ Balkanların kızıyım’ der gibi parlar, sıcacık samimiyetiyle büyülenirsin. Orada boş koltuklara oturmadan önce insanlar sorar birbirlerine ‘ müsaitse oturabilir miyim ? ‘, aldığı cevaba göre yönelir işleve. Böyle bir nezaket karşısında, kalabalık, yorucu şehirlerin seni ne hale getirdiğinden utanırsın. Hep daha fazlasını kazanma isteğiyle çıktığın yollardan nasıl bomboş döndüğüne baka kalırsın. İmkanı olsa o anda, sana çok yabancı olan toprakların yuttuğu, dedene ait olan kemikleri dahi bulup, sormak istersin ;

‘’ Nerelerden göçmüşsünüz be dede … Bırakılır mı bu yakut topraklar, nasıl kıydınız huzurumuza, bir avuç fazla altın yüzünden, sizi evinizden kovan gavur yüzünden ?’’

Üzülürsün sonra, bir gün öldüğünde bırakıp gittiğin topraklara gömülemeyeceğine bile. Ölümü de bir kenara koyup, yaşadığının farkına vardığın o topraklarda, oturup çağlayan nehre karşı bir kahve söylersin. Kahvenin sütle dansına, dudaklarında bıraktığı o bağlayıcı tada hayran olursun. O kahve bile hilesiz yapılmıştır çünkü. Biraz süt, biraz su katıp karıştırılıp en yüksek ücretle satılmaz, daha fazla süt yeterince kahve ve çok komik bir ücret karşılığında, manzara Allah’ındır, denir, yediğin içtiğin şeylere lanse edilmez huzurun. Oradakiler bilir, huzur parayla satın alınmaz. Bu yüzdendir Allah’ın yarattığı manzarayı paraya dönüştürme amaçlarının olmayışı. Orada, hava da Yaradan’ın, su da, ekmekler genelde ev yapımı. Her evin kendine has kuzinesi var, ekmekler, Balkan annelerinin, mavi çoğu zaman yeşil gözleriyle harmanlanıp sevgiyle yoğrulur. Fırına atılıp tazecik kokularla doyulur.

Memleketim… Huzur saklar kucağında, eşit, adaletlice dağıtır onu, kendisini seven, sevmeyen, öven hatta söven herkese. Eşit olduğunu anlarsın, Yaradan’ın seni yarattığı gibi, onun katın da nasıl ki sarışının esmere bir üstünlüğü yoksa, memleketimin katında da iş adamının, bir demir satıcısına üstünlüğü yoktur. Memleketimin Başbakanı hatta Cumhurbaşkanı senin kahve içmekte olduğun mekana selam vererek girebilir, ne bir korumaya ihtiyaç duyar ne de özel bir mekan seçimine. Cumhurbaşkanı gelecek diye mekanlar boşaltılıp, kapatılmaz. İnsanlara, ‘diğerleri’ muamelesi yapılmaz. İnsanlarla bir arada olmak istemezse Cumhurbaşkanı oraya teşrif etmez zaten. Bu da insan olanı hiç rahatsız etmez ….
Komşuluklar hala devam ediyor, yüzyıllar önce olduğu gibi. Mütevazi, bahçeli evlerde börekler, çörekler pişiyor, çay keyfi de eklendi mi komşuluklar asla ölmüyor.
Bir arkadaşına ‘nasılsın ?’ diye sorduğunda, ‘’ hep koşturmaca … ‘’ diye bir cevap alamazsın mesela.
Koşturmaca da nedir ? ‘ Lügatlarında öyle bir kelime yok hemşehrilerimin, hayatı doya doya yaşıyorlar. Yavaş yavaş, sindirerek ve severek …

Şairimizin dediği gibi, Seviyorum bu hayatı, ‘Ekmeği tuza banıp
Banıp yer gibi…’

Dünya, ahiretin cehennemidir, diyerek değil dünya huzur ekenlerin huzurla yaşayabileceği bir yerdir diyerek yaşıyor insanlar. Gerçekten yaşıyorlar. Saygıyla eğiliyorum memleketime ve memleketim gibi insanları huzur içinde yaşayabilen tüm Balkan ülkelerine, ki Balkanlar ne acılar çekti, ne kanlar döktü, beşikte ölen bebekleriyle, yüzyıllar önce acıların anası oldu. Bugün hala ilk günkü neşesiyle dalgalanıyor ayakta …

Utanıyorum Balkanlar’ın soğuk, solmuş bir parçası olarak yaşadığım için. Her sabah uyanırken ‘ hep koşturmaca ‘’ düşüncesiyle yüzümü istemeye istemeye yıkadığım için. Yapacağım şeyleri, daha akşamdan biliyor olmaktan, yarın beni heyecanlandıracak ve yeniden hayata bağlayacak yeniliklerin olmayacağından, eski dostlarımın birer ruh gibi sokaklarda dolaştığını göreceğim için utanıyorum o insanlardan utanıyorum …

Haber Editörü : Tüm Yazıları
Yorum Yaz