bornova escort izmir escort escort bodrum bursa escort escort izmir bodrum escort bayan izmir escort escort izmir
REKLAM REKLAM

Kürtler ve Rumeli/Balkanlar-2

574 defa okundu , kategorisinde, 01 Tem 2017 - 13:54 tarihinde yayınlandı
Kürtler ve Rumeli/Balkanlar-2

Kürtler ve Rumeli/Balkanlar-2

Arnavut, Boşnak vs. Rumelili idareciler, paşalar İran üzerine olan seferlerde serdar olarak tayin edilip gönderilmiş veya Van veya Diyarbekir beylerbeyliklerine getirilmişlerdir. Diyarbekir beylerbeyliğine tayin edilmiş olan üç ayrı Behram Paşa da Rumeli/Balkan asıllıydı. Bunlardan Halhallı Behram Paşa, Diyarbekir’de Mimar Sinan yapısı olan ünlü Camii yaptırmıştır. Sonradan Yemen valisi de olmuş. Orada da Cami ve medrese yaptırmıştır. Sadrazam Sokollu Tavil Mehmed Paşa’nın oğlu Hasan Paşa ise 978/1570-71’de Diyarbekir Beylerbeyliğine getirilmiş, Diyarbekir’de yaptırdığı ünlü hanı (Ulu Camii karşısındaki Hasan Paşa Hanı) halen ayakta ve faaliyettedir.

Diyarbekir Van, Musul gibi merkezlerde genellikle Arnavut ve Boşnak idareciler, valiler görev yapmışlardır. Bunlar sayılamayacak kadar çoktur.

Kürt mir ve beylerinden bazıları veya bunların ailelerinden bir kısım şahsiyetler Rumeli/Balkanlarda, gerek seferlerde yer almış, gerekse mirmiranlık/beylerbeyilik veya valiliklerde bulunmuşlardır. Bunlardan bazılarına zeâmet dahi verilmiştir. Bir kısım bey ve mir aileleri veya mensupları memleketlerinden Rumeli’ye nakledilmişlerdir.

Günümüzde halen Makedonya, Tetovo/Kalkandelen’de Diyarbekir asıllı 200 civarında aile/hane bulunmaktadır. Artık Kürtçe bilmemelerine ve anadilleri Arnavutça olmasına rağmen bunlardan birçoklarının mezar şahidelerinde dahi Kürt oldukları belirtilmiştir. Bunların başında Yzeiri/Uzeyiri ailesi gelmektedir. Ayrıca, Kosova’da Sırbistan sınırında iki Kürt köyü bulunmakta olup, zamanla Kürtçeyi unutmuş olmalarına karşın, halen Kürdi adını/soyadını kullanmaktadırlar. Bunlardan son dönemlerde Musa Kürdi tanınmış bir yazardı.

Buna karşılık, Süleymaniye, Musul, Diyarbekir, Van, Bingöl, Adıyaman çevrelerine Osmanlı döneminde asker olarak gönderilip yerleştirilmiş bir hayli Arnavut aile bulunurdu. Hatta bunlardan köyler dahi oluşmuştur. Örneğin, Bingöl-Kiğı’da anadilleri Kürtçeleşmiş Arnavut köyleri halen bulunmaktadır. Bu köylerin mezarlıklarında, mezar şahidelerinde/taşlarında bolca tüfek tasvirleri bulunmaktadır. Osmanlı’da tüfenkçilik adeta Arnavutlara has bir meslek ve sınıftı. Osmanlı’da askeri birimlerde tüfekçiler kahir ekseriyetle Arnavutlardan müteşekkildi. Bingöl-Kiğı’daki Arnavut köyleri, anadilleri Kürtçeleşmiş olsa da Arnavut olduklarını bilmektedirler. Diyarbekir, Harput, Van, Muş ve çevresinde de Arnavut asıllı birçok tanınmış aile bulunmaktadır. Eski içişleri bakanı Abdülkadir Aksu aslen Arnavutluk-İşkodralı bir aileden gelmektedir. Yine aslen Kosova-İpekli bir kısım aileler bilinmektedir.

16. yüzyıldan itibaren, Urmiye, Hemedan’dan, Bağdat’a, Diyarbekir ve Malatya’ya kadar uzanan mıntıkalarda başka bölgelerde olduğu gibi Osmanlı askeri garnizonlarında askerlerin önemli bir bölümü Arnavutlardan oluşmaktaydı. 19. Yüzyıllarda, Yeniçeriliğin kaldırılması akabinde kurulan yeni ordu düzeninde de aynı durum söz konusu olmuştur. Uzun süre Selanik ve Dıraç/Durres limanlarından Hicâz, Mısır, Yemen, Halep ve Musul vilâyetlerine Arnavut askerleri/taburları sevk edilmiştir. Bu konuda bir hayli arşiv belgesi bulunmaktadır. 19. Yüzyılda Musul çevresinde yer alan askeri garnizonlardaki askerlerin önemli bir bölümü Arnavutlardan oluşmaktaydı.

Hatta, Büyük Britanya’nın İstanbul sefirliğinde de bulunmuş olan ünlü araştırmacı Sir Austen Henry Layard, 1849’da Mezopotamya ve Kürdistan’a yaptığı gezileri kaleme aldığı “ Discoveries In The Ruins Of Nineveh And Babylon” adlı eserinde (New York&London 1853) Diza/Amediye bölgesinde yer alan Osmanlı askeri garnizonunun bir bölümünün Arnavut askerlerinden oluştuğundan ve komutanları Tepelinli İsmail Ağa ile olan görüşmelerinden söz etmektedir. (PP.380)

Ayrıca, 19. Yüzyılda Tanzimattan itibaren, merkeziyetçileşme siyasetinden dolayı, yerlerinden kaldırılan Kürt Bey ve Mir ailelerinin önemli bir bölümü, Rumeli/Balkanlardaki çeşitli merkezlere zorunlu ikâmete gönderilmiştir. Bu ailelerin bir bölümü bu mıntıkalara tümüyle yerleşmişlerdir. Cizre ve çevresinin Miri/beyi Mütesellim Bedirhan Bey ve Hakkari Beyi Nurullah Bey Girit’e gönderilmiş, Lice/Atak Zerraki/Zırkî Beyleri ise Filibe ve Edirne’de ikamete tabi tutulmuşlardır. Şirvan Bey’i Yezdan Şir’de aynı şekilde Rumeli’ye ikamete tabi tutulmuşlardır. Halen Edirne’de Eski Cami ve Beylerbeyi mezarlıklarında Timur ve Recep Paşalar başta olmak üzere başta olmak üzere Lice/Atak, Zerraki/Zırki Beylerine/Mirlerine ait bir hayli mezar şahidesine rastlanılmaktadır. Yine bu sülalenin bir kolu olan Telli İbrahim Paşa’nın ailesinin bir bölümü Trabzon’a yerleştirilirken, diğer bir bölümü Akdeniz sahilleri ve Varna-Burgaz taraflarına yerleştirilmişlerdir.

Ayrıca, Rumeli’de kadılık, nâiplik, müderrislik gibi vazifelerle yerleşmiş Kürt ulemasından kimseler vardı. Hatta bunlar meyanında bazı Nakşibendi şeyhleri de bulunmaktaydı. Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî’nin hulefâsından Şeyh Abdülfettah El-Akri’nin akrabalarından, Nakşibendi-Hâklidî Şeyhi Erbilli Mehmed Latîf Efendi Selânik’te yerleşmiş olup, Nakşibendi-Hâlidiliğin silsilesi ile ilgili “Vesîle” adlı eserini üç kez Selânik vilâyet matbaasında bastırmıştır. Yanı sıra, Eğribozlu Şeyh Ahmed Efendi Mevlana Hâlid-i Şehrezori Bağdâdî’nin hulefasından olup, İzmir Karşıyaka’da defnedilmiştir. Yine Girit Hanya’da bir Nakşibendi-Hâlidî Dergâhı 1924 ahali mübadelesine kadar faaliyetini sürdürmüştür.

Sultan II. Abdülhamid Han’ın Yıldız Sarayındaki Muhafız Alayı büyük oranda Kürt Süvariler, Arnavut Tüfekçiler ve Arap muhafızlardan oluşmaktaydı. Merasimlerde, Padişahın sağ tarafında Muhafız Alayının Kürt süvarileri, sol tarafında da Arnavut tüfekçiler yer almaktaydı. Bunlar bile bu tarihi yakınlığı sembolize etmekteydi.

Bunlara benzer örnekleri bir hayli çoğaltmamız mümkün. Tüm bunlara karşın, siyasal ve ideolojik sınırların keskinleştiği ulus-devlet tecrübesinin oluşturduğu travma ve yabancılaşma büyük kopuşlara neden olmuş, kesintisiz medeniyet coğrafyamızı bölerek kesintilere uğratmış, aynı medeniyetin içinde asırlarca yer almış olan toplulukları birbirine yabancılaştırarak neredeyse karşı karşıya getirmiştir. Bu yabancılaşmanın faturasının adı geçen topluluklar için ne kadar ağır olduğu her bakımdan görülmektedir. Ulus-devlet tecrübesinin, Meriç’le, Aras nehirleri arasında/parantezine yüzyıllık zorunlu hapsolmanın neticesi olarak oluşan yabancılaşmayı tersine döndürmeye yönelik çabaların içine girmeliyiz. Kürtlerle Rumeli/Balkanlar, Rumelililer arasında, Kürtlerle Arnavutlar ve Boşnaklar arasında zaten tarihimiz boyunca, hatta son dönem Bosna ve Kosova savaşlarında bile var olan tabii/tarihi bağları yeniden güçlendirmek zorundayız. Balkanlardan Kafkaslara, Mezopotamya ve Bilâd-ı Etrâk’a ve Ekrâd’a ve Arab’a, hatta Acem’e, tüm bu coğrafyanın, Ümmet’in barışı kesinlikle bu bağların güçlendirilmesinden geçer.

Yeni Şafak Gazetesi

Haber Editörü : Tüm Yazıları
www.arnavuthaber.com Türkiye Arnavutlarına Yönelik Bağımsız İmece İnternet Yayınıdır
Yorum Yaz