bornova escort izmir escort escort bodrum bursa escort escort izmir bodrum escort bayan izmir escort escort izmir
REKLAM REKLAM

Bir Sırbın gözünden Arnavut Soykırımı

8014 defa okundu kategorisinde, 12 Haz 2017 - 22:47 tarihinde yayınlandı
Bir Sırbın gözünden Arnavut Soykırımı

Bir Sırbın gözünden Arnavut Soykırımı

“Disiplinsiz ordunun kanlı intikamı, Arnavutlara dair notlarımdan”

Çeviren; Güner Eminoğlu

Dimitriye Tucoviç kimdir?

Dimitriye Tucoviç 1881 yılında dünyaya gelmiş 20 kasım 1914 yılında Avusturya-Macaristan ile yapılan kolubara savaşında piyade birliği komutanı olarak hayatını kaybetmiştir. Dimitriye Tucoviç Sırp Sosyalist hareketinin kurucusu ve lideridir . Yedek subay ve subay olarak Balkan savaşlarında ve birinci dünya savaşında yer almıştır. Hukukçu ve gazetecidir. Milli devletlerin kurulmasına karşı Balkan Federasyonunun savunucusudur . Balkan Federasyonu fikrini Sırpların kötüye kullanmak istediklerini fark ederek, Balkan Federasyonunu Sırp emperyalizmi olarak adlandırmıştır. 1914 yılında yazdığı Sırbistan ve Arnavutluk kitabında Sırp siyasetini eleştirmiştir. Kosova Sırbistan değil, Kosova Arnavutluk olmalı diyerek Sırp milliyeteçi çevrelerin tepkisini çekmiştir.

Sırp ordusunun subayı olan Dimitrije Tucoviç’in bu mektubu belge niteliğindedir. Dimitriye Tucoviç bu mektubu kurucusu olduğu ”Radniçke Novine” (İşçi Gazeteleri) editörüne 22 Ekim 1913 yılında göndermiştir.

 

Dimitriye Tucoviç’in mektubu:

Yoldaş editör. Bugünlerde Arnavut kabilelerinin eza edilişlerinin ve Arnavut Golgota’sının yıl dönümüydü (Golgotha Hz.İsanın Küdüs yakınlarında çarmıha gerildiği tepenin adı) Tam bir yıl boyunca Sırp ordusunun ele geçirdiği yerlerde sistematik bir şekilde Arnavutlar imha edilmişlerdir. Bu bir yıl boyunca balkanların geniş savaş meydanlarında çok fazla insan kanı dökülmüştür. Bu savaşı, ortaçağ karanlığındaki gibi acımasız ve barbar kılan her iki tarafın silahlı güçlerinin akan kanları değil. Eski Sırbistan, Arnavutluk, Makedonya ve Trakya’nın savaşmayan nüfusunun, çocukların, kadınların ve sakin insanların nehir gibi akan kanlarıdır. Bu savaşı barbar kılan. Tek suçları; farklı dua etmek, farklı dillerde konuşmak, isimlerinin farklı olması ve asırlardır vatanlarında yaşayıp safça dört yabaninin istilasına uğramayı beklemekti. Bu işlenen suçlar kişilerin bireysel olarak ruh hallerinin eseri değil bilakis, balkan ülkelerinin ”ulusal”politikalarının bir parçasıydı uyguladıkları politikalar. Sırp ordusu Eski Sırbistan ve Arnavutluk’da Arnavutları öldürüyordu , Bulgaristan Trakya’da ki Türkleri, Yunanistan ise Türkleri ve Arnavutları yok ediyordu. Bunu da ”Ulusal” çıkarlara uygun bir eylem olarak görüyorlardı. Suçsuz insanları öldürmekle ulusal çıkarlara hizmet ettiklerini sanıyorlardı, aslında bu suçsuz insanları öldürmekle öyle düşmanlıklar yarattılar ki gelecekte bu yarattıkları düşmanlıkla çok zor baş edeceklerdir. Müttefiklerin birbirleriyle savaşmaları ise bir devrin değişimine sebep olmuştur fakat eski sistemi ortadan kaldırmamıştır, sistem aynı şekilde devam etmektedir sadece katliamların şekli değişmiştir. Bulgar bıçağının altında Arnavut ve Türklerin yerine artık Sırplar ve Yunanlılar nefes vermektedirler. Sırp ve Yunan bıçağının altında i ise Bulgarlar nefes veriyor. Balkan halkları akıtılan kanda birleşiyorlar. Yoldaş editör, gördüğünüz gibi Arnavut kabileleri kader konusunda yalnız değiller fakat Arnavutların istisnai bir durumları var, diğer kurbanlardan daha zor durumdalar. Arnavut kabileleri sadece korumasız kalmışlardır demek yeterli değil, onlara karşı yapılmış bu katliamları protesto edecek bir ses’ten bile yoksun bırakılmışlardır. Sırp proletaryası’nın sesi, partimizin sesi, Arnavut kabilelerinin yaşadıkları bu trajediye insancıl bir başsağlığı sesi olmuş olsa da maalesef ki bu ses bile onlara ulaşamamıştır. Avusturya ve İtalya basınının bu konuyla ilgilenmeleri bırakın onlara bu konuda yardımcı olmayı, haklı oldukları bu konu bile çirkin emelleri olanların ellerine düşmesi konusunda taviz vermiştir. Sırp ordusunun Arnavutlarla çatışmaları esnasında gönderdiğim ilk raporum, insanın sinirlerini altüst eden o kanlı manzaralar bugün bile hafızamda tazeliğini korumaktadır. Bu çatışma savaş ilanından önce başladı. Arnavutlar çok şiddetli top atışına tutulmuşlardı. Top atışlarının hemen sonrasında bir görgü tanığının anlattığına göre Arnavutlara çok korkunç tahribatlar verilmiştir.Arnavutlar yığınlar halinde yere düşüyorlardı. Çığlıkları topların sesiyle eşdeğerdi. Arnavutların kolları, bacakları, kafaları ve vücutlarından et parçaları havada uçuşuyordu. Top atışlarına son verildiğinde etrafta insan cesetleri, parçalanmış uzuvları değil, alana sanki ruj gibi birşey dökülmüş, kırmızıya boyanmış bir alan vardı. Onlardan ve onların komitacılarından tiksindiğimi ve tepki vermek istediğimi anladıklarında ise subaylardan aldığım cevap aynıydı: Evet hainlere böyle yapmak lazım. Bizler bilmiyoruz bizimkilerin Arnavutlarla nasıl bir anlaşmaları vardı ve bu anlaşmalar kimler tarafından yapıldı. Bu anlaşma nasıl bir anlaşma olmuş olursa olsun köleliği değiştirmiyordu sadece eski kölelik yerine yeni efendileriyle yeni kölelik getirmekteydi. Birileri ihanet etmişlerse eğer ihanet eden Arnavutlar değildir, ihanet eden Sırp hükümetidir ve bu hükümetin organı olan Sırp ordusudur.

Ristovac’dan (Vranje /Sırbistan köyü) Florina’ya kadar, Durres’dan Carevo Selo’ya (Delçevo/Makedonya köyü) kadar yakılmış köylerin gökyüzünde oluşturduğu o kırmızılık bugün bile hafızamdan çıkmıyor. Türklerle savaşımızın ilk haftalarında bizim gecelerimiz yoktu , yanan Arnavut köylerinin ışığında sürekli hareket halindeydik. Yanan her Arnavut köyü sırplar için nereye kadar geldiklerinin haberleşme aracıydı. Arnavutlardan hayatta kalmış ve kaçmayı başarmış olanları ise önümüzden umutsuzca yanan köylerini izlemeye itiyorduk,  buna rağmen Buyanovac’da bize karşı direnç gösterdiler, Kumanova’da aslanlar gibi Türk ordusunun yanında savaştılar. Sırp hükümetinin ve başkomutanlığının bu barbarca tutumu çok sayıda Sırp askerinin ölmesine de sebep olmuştur. Kumanova’nın düşmesiyle kuzeyden başlayan Sırp istilası Arnavut halkının Üsküp’e sığınmalarına sebep olmuştur. Orda da onları büyük oranda ölüm yakaladı. Demir Kapı’da (Makedonyada bir kasaba) ki despot, kendini ve sarhoş askerlerini eğlendirmek maksadıyla insanları paldır küldür vardar nehrinin dalgalı suyuna atarken orta çağ sanki yeniden mezardan kalkmıştı. Savaş operasyonları sona erdiği için artık Arnavutların yakalanmaları da sona erecektir düşünülmekteydi. Kosova’da ölüm sessizliği hakimdi, şurda burda ufak tefek intikam amaçlı silah atışları duyulmaktaydı. Arnavutları yakalama sistemi durduğu gibi görünse de durmamıştı, bugün de durmadığı gibi. Sırp sınırlarında Arnavut hareketleri hissedildiği an (göç etme maksadıyla sınırlara yönelenler) Sınır komutanları katliamlarına devam ediyorlardı. Peç (Peje/İpek), Đakovica (Gjakova/Jakova) ve Prizren de ölüm yine hortladı. Geceye hayatta giren sabahı hayatta karşılayacağı konusunda emin değildi çünkü geceler adi insanlık suçlarının işlendiği en uygun zaman dilimi olarak özellikle belirlenmişti. Geceleri o masum insanlar evlerinden, hapishanelerden alınıp meçhule, ölüme götürülüyorlardı. Barış, nizam ve sessizlik heryerde hakimdi, ne ormanda ki ağaçların yapraklarının sesi ne de silah patlamalarının sesi duyulmuyordu, lakin her gece bir yerlerde Arnavutlar yok ediliyorlardı. Sanki çakallar ve sırtlanlar onların evlerini yağmalıyormuş gibi ve bu umutsuz insanları toplayıp götürüyor ve boğuyuyorlardı. Eminim sırtlanlar bile bu insanları insacıl bir şekilde öldürürlerdi.

Sırp askerinin ve bu bölgelerdeki sivil yönetiminin bu son girişimlerini öğrendiğimde şunu düşündüm; İlk bakanından son jandarmasına kadar hiyerarşi komitacılık, suç işleme ve sahiplenme psikolojisi ile mi idare ediliyor, ve sen Sırbistan, bunlarla nereye gidiyorsun ve nerde duracaksın? O anlarda Luma’dan katliam haberi geldi. Yoldaş editor inanılması zor haberler bunlar, başkaları anlattığında dinlenmesi de zor ,bu haberleri baskıya vermek ve birilerinin okumasını sağlamak daha da zor değilmi? Yoldaş editör, sizde farkındasınız ki; Sırp bıçağından veya kurşunundan sadece bir kadın veya bir çocuk ölmedi, bir Arnavut evi yakılıp yıkılmadı, bu yaşananlar sadece bir Arnavut ailenin başına gelmedi. Bu yoğun duman ve bulutların içinden annesinin göğsünde cıvıldayan bir çocuk sesi duymadım. Son cıvıldamalar ise o yaratıkların sesiydi. Tanrı aşkına, Sırp güçlerine karşı siper olmak ve isyan ettikleri gerekçesiyle iki saat dolmadan Luma’da bütün bir köy yok edilmiştir. Luma’da sadece kadınlar, çocuklar, hastalar ve yaşlılar kalmıştı çünkü Arnavutlar esir aldıkları Sırp askerlerinin silahlarını alıp onları serbest bırakıyorlardı. Neden kadınlarına evde kalmaları konusunda nasihat etmesinler? Analar çocuklarını havaya kaldırıp yalvarıyorlardı.Aman komutan bizim suçumuz ne? Siz eşlerinize nerelerde neler yaptığınız anlatıyormusunuz? Bu mektubu halka sunarken Siz yoldaş editor Sosyal Demokrat ruhuna uygun bir tutum göstererek hükümeti öyle bir duruma getirmeniz gerekir ki; Hükümet ya bu failleri bulup cezalandıracak, ya da bu suçlularla dayanışma içinde olduğunu gösterecek. Hükümet ilkine karar kılarsa bu yoksulların zayıf doyumu olacak sadece. Küsmüşlerin doyumu bile kültürlü insanların borcu olmalı ve bozulmuş Sırp itibarının bir eylemi olacaktır. Bir milletin tamamını imha etme sistemi ve rehin alınmış bir halkın durumu son bulacaktır. Hükümet bu suçlamaları geçiştirmeye çalışırsa, bu sistemin tarihte Sırp halkına etkileri olacak ve Sırp halkının sorumluluğunda kalacaktır, nesilden nesile Bartholomeus gecesi, Siçilya günlüğü ve Kišenjevo gibi hatırlanacaktır. Demir Kapı ve Doksat da hatırlanacakları gibi.

Radničke novine br. 223, 22. oktobar 1913. Dimitrije Tucović, Sabrana dela, Beograd 1980, knj. 7, str. 160–164. Kaynak: Peščanik.net, Çeviren: Güner Eminoğlu

Haber Editörü : Tüm Yazıları
www.arnavuthaber.com Türkiye Arnavutlarına Yönelik Bağımsız İmece İnternet Yayınıdır
Yorum Yaz