bornova escort izmir escort escort bodrum bursa escort escort izmir bodrum escort bayan izmir escort escort izmir
REKLAM REKLAM

Arnavutluk Seyahatinden İzlenimler

664 defa okundu kategorisinde, 07 Tem 2017 - 20:41 tarihinde yayınlandı
Arnavutluk Seyahatinden İzlenimler

Arnavutluk Seyahatinden İzlenimler

Yazar-Gezgin; Malik Yavaş

ARNAVUTLUK – TİRAN

Temmuz -2012 de Kosova’da dedemin köyüne ( Kashtanyeva) gitmek için yola çıktım. Kosova’ya daha önce bir kaç defa gitmiştim ancak bu dağ köyünün varlığını dahi bilmiyordum. Orada bulunduğum bir dönemde tanıştığım Mehdi Sejdiu ismindeki, güzel bir İngilizce konuşan arkadaşım, bu köyün olduğunu söyleyince çok heyecanlanmıştım . Son gün köye gitmeyi denemiş ama geç kalışımız ve aracımızın mevcut yollara uygun olmaması nedeniyle, köye ulaşamamıştık. Bununla ilgili anılarımı KOSOVA bölümünde daha sonra yazacağım.

Arnavut bir anne ve babanın çocuğu olmama rağmen, Arnavutça dilini bilmiyorum. Babam Kosova’da dünyaya gelmiş, 1925 yılında Türkiye’ye göç ettiklerinde daha 3 yaşındaymış. Annem de Manisa’da dünyaya gelen bir Arnavut kızı. Bizim çocukluğumuzda kendi aralarında Arnavutça konuşurlardı ama bize ne yazık ki öğretmediler. Bu nedenle bir tercümana ihtiyacım oldu hep Kosova ziyaretlerimde. Bu yüzden hep bir tercüman gerekti bana. Bana tercümanlık yapan Mehdi Sejdiu Ferizaj’de yaşıyor.
Prizren’in , Korisha köyü babaannemin köyüdür. Burada çok uzun yıllar sonra tanıştığımız akrabalarımız yaşıyor. Onlarla daha birkaç yıl önce tanışmıştım, yine dil problemini iki küçük kız çocuğunun İngilizce bilmeleri nedeniyle aşabilmiştik. Onların adı, Marigona ve Besyona idi.

Kosova’ya gelirken önce bir araç kiralayıp Arnavutluk’a gitmeyi planlamıştım ama sınır geçişlerinde sorun olabileceğini söyledikleri için vazgeçtim. Prizren’den Tiran’a giden bir otobüse binerek yola çıktım. Prizren’den, Tiran’a doğru yeni bir otoyol yapılmış. Daha önce 23-25 saat sürüyormuş Prizren ile Tiran arası. Yolda ilerlerken eski yolu da zaman zaman gördüm, gerçekten kıvrıla kıvrıla o dağ silsilesini aşmaya çalışan bir yol burası.

Şimdi otoyol ile sadece 3 saatte varılıyor Tiran’a. Ama otoyol bile gerçekten görülmeye değer, o sarp dağlar traşlanarak yol açılmış. Gerçekten zor ve pahalı bir iş. Otoyolu yapan firma Türk firması, finansman ise Amerika Birleşik devletlerinden .

Arnavutluk’a gezi yapmayı düşünürken ciddi bir araştırma yapmamıştım. Mehdi, Tiran, Kruje, Berat ve Vlora’ya mutlaka gitmemi söyledi. Onun dediklerine uyarak o yerlere gittim, iyi de yapmışım.

TİRAN

Prizren’den 3 saatlik yolculuğun sonunda Tiran’a vardık, biletimi gidiş dönüş almıştım, şöför dönüş saatinde bizi bıraktığı yerden alacağını söyledi. Bu sefer her gün var ve istediğiniz bir gün geriye dönüş yapabiliyorsunuz. Otobüs ve minibüslerle ulaşım oldukça ucuz Kosova ve Arnavutluk’ta.

Daha önce bir rezervasyon yaptırmadığım için şehrin merkezindeki bir otele gittim ve otele yerleştim. Arnavutluk’ta tek kişilik bir otel odası 20-30 Euro civarında.

Tiran’ın oldukça büyük bir meydanı var, adı Skanderbeg ( İskender Bey)meydanı. Burada Arnavutluk’un, Osmanlıya karşı mücadele vermiş olan, milli kahramanı Skanderbeg’in at üzerinde bir heykeli var meydanın tam ortasında. Sağ tarafında Ethem bey camii ve saat kulesi , karşısında ise Tarih müzesi. Müze civarında da kafe ve restaurantlar bulunuyor. Restaurantlarında değişik yemekler bulmak mümkün. Kafelerde de fast food bulunuyor.

Öncelikle tarih müzesini ziyaret ettim. Burada Arnavutluk’un tarihi süreci anlatılıyor. Osmanlıların hakimiyetine geçişi, Krallık ilanı daha sonra ise Cumhuriyet kurulması. Bunlar anlatılırken, sosyalist döneme ilişkin hiç bir iz, emare yoktu müzede. Enver Hoca’dan hiç bahsedilmiyor. Üstelik müzenin girişinin üzerindeki resim, sosyalist devrimi canlandıran bir görüntü. Ben bunu gençliğimde “Halkın Kurtuluşu “gazetesinin köşesinden hatırlıyorum.

Daha sonra ayrıca bir Enver Hoca müzesinin olduğunu öğreniyorum ama iş işten geçmiş ve vakit kalmamıştı.


Arnavutluk’taki insanlar Enver Hoca’yı sevmiyorlar. Daha sonra anlatacağım Kruje’ye gittiğimde oradan üzerinde Enver Hoca’nın resmi olan bir fincanı almak istediğimde, “Neden alıyorsun “diye sordular. Ben de Enver Hoca’yı severim dedim. Bir adamı gösterdiler “Burada sadece onu seven tek kişi bu” dediler. Adamı çağırdılar ve benimle tanıştırdılar.
Ziyaret edilebilecek mekanlar, genellikle Skanderbeg meydanı civarında bulunuyor ve hepsi yürüme mesafesinde. Bunlar Skanderbeg kalesi, meydanı ve heykeli, Ethem Bey camii, Saat kulesi, Tarih müzesi, bazı kiliseler ve birkaç müze. Çok sıkışık bir trafiği var, tam bir curcuna.

Tiran, Avrupa’da Bektaşiliğin de merkezi durumunda. Balkanlarda seyahat ederseniz bu bölgede Bektaşiliğin etkisini gözlemleyebilirsiniz. Resimde Bektaşilik merkezi.

Tiran Osman’lı döneminde kurulmuş ve kurulduğunda küçük bir köy olan bu kent , 1912 Balkan savaşları sırasında Osmanlının elinden çıkınca başkent olmuş ve halen devam ediyor.
Küçücük Yunan adalarında çok sayıda kiralık araç firması varken burada sadece birkaç tane mevcut. Zar zor bir araç bulabildim ertesi gün için, görevliyle anlaştık sabah 09.00 da gelip arabayı alacağım. Saatinde gittim, adam kem küm etti, bana kiraladıkları aracı başkasına vermişler ve başka araç yokmuş. Çok kızmama ve söylenmeme rağmen, çaresiz otele döndüm. Otel görevlilerine Berat’a gitmek istediğimi nasıl ulaşabileceğimi sordum. Bir taksiye binip terminale gitmemi oradan Berat otobüsüne binerek ulaşabileceğimi söylediler. Oysa Tiran’a kadar gelmişken Kruje’yi de görmek istiyordum.
Bir taksi tutup terminale gitmesini istedim. Arnavutlukta İngilizce bilen insan da çok az. Adriyatik kıyılarında İtalyanca bilen Arnavutlar var. Şansıma taksi şöförü biraz İngilizce biliyordu. Terminale ilerlerken ” Kruje’ya kaça gidersin “diye sordum, 50 Euro dedi. Sonunda 20 Euro ya anlaştık. Yönümüzü değiştirip Kruje’ yoluna koyulduk.
KRUJE (AKÇAHİSAR)

Kruje, Tiran’ın kuzeyinde 20-25 km mesafede, yüksekte Adriyatik’e tepeden bakan şirin, küçük bir şehir. Şehir sırtını yüksek bir dağa yaslamış. Çevresi sarp kayalıklardan oluşan bir kalesi ve içinde gözetleme kulesi, kalenin içinde Osmanlı mimarisiyle yapılmış birkaç bina ile bir de müzesi var. ,

Kalenin içindeki, Skenderbeg Müzesi, yine bir tarih müzesi. Arnavut’ların Osmanlı’ya karşı verdiği mücadeleyi anlatan resim ve rölyeflerden oluşmuş, savaş süreci ve Osmanlıların ilerlemelerini gösteren haritalardan oluşuyor.

Skanderbeg, mücadelesinin merkezi olarak bu kaleyi kullanmış. Taksi şöförü, Skanderbeg’in gözetleme kulesine çıkarak etrafa baktığını anlatıyor bana.

Osmanlılar burayı 1478 yılında 4. kuşatmadan sonra ele geçirebilmiş. Müzedeki belgeler, burada mücadelenin, savaşın ne kadar büyük olduğunu çok güzel anlatıyor. 1906 da başlayan isyan hareketi , 1912 de Arnavutluk’un bağımsızlığıyla sonuçlanmış.


Turistik bir yer olması nedeniyle, resturant, kafe ve turistik eşya satan dükkanlar oldukça çok miktarda. Buradan hatıra eşyalar almak mümkün , özellikle ev yapımı şarap ve rakıları denemeye değer.
Orada genel bir gezinti yaptıktan sonra tekrar taksimize binip, Tiran’a geri döndük. Taksi şöförü, otobüslerin çok yerde durduğunu bu nedenle minibüse binmemin daha iyi olacağını söyledi. Tiran’dan bir minibüse binerek Berat’a doğru yola çıktık.

DİKKAT
1- Arnavutluk Türk’lere vize uygulamıyor.

2- Arnavutluk’ta tatil yapmak , diğer Adriyatik ülkelerine göre daha ucuz.

3- Dil sorunu ile karşılaşabilirsiniz.

4- Yolları kötü ve buna rağmen Arnavutlar çok hızlı araç kullanıyorlar. Kiralık araç düşünürseniz, bir daha düşünün.
Ayrıca , bu gezimin amatör kameramla yaptığım çekimin kısa filmini de aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.

Haber Editörü : Tüm Yazıları
www.arnavuthaber.com Türkiye Arnavutlarına Yönelik Bağımsız İmece İnternet Yayınıdır
Yorum Yaz